20 Mayis 2012 Pazar - 05:35:04
SON DAKİKA
  • Kayıt ol
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Reklam
    Suriye ve Devrim Arayışları
    Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
    ZayıfEn iyi 
    Araştırmalar
    Ahmed KALKAN tarafından yazıldı   
    Pazartesi, 28 Mart 2011 08:45

    Halk o denli bastırılmış, susturulmuş ki, ağızları sadece “İki Esed’i/Aslan’ı”, asılan olmamak için övmek için açılabiliyor. Ölüyü konuşturmak belki mümkün olur, ama halkın devrim konusunda nabzını tutmak bu kadar kolay değildir. Olası devrim hakkında bir soruya cür’et etmek, ya muhaberattan sayılmak veya muhaberata teslim edilmek demektir.



        Bizim Ülkelerimizden; Bize Çok Uzak, Bize Çok Yakın Bir Ülke: SURİYE  

        Kendisinden “Komşu ülke” demeyi ümmet bilincine yakıştıramadığım güneyimizde yüzlerce yıl aynı ülkenin evlatları ve aynı  dinin mensupları olarak yaşadığımız ülkelerimizden birine gittim; Suriye’ye. Baktım Ortadoğu’daki devrim yürüyüşüne katılmıyorlar, “gideyim de devrim ateşini tutuşturayım”  dedim. (Suriye’yi hele bu günler yaşayanlar, bu şakanın bile Suriye’nin istihbaratı “Muhâberat”ça, yani devleti ve halkı görünürde yönetip hizaya çeken zâlim eşkıya çeteleri tarafından sadece kaydedilmek için değil, aynı zamanda kaybedilmek için yeter sebep olduğunu bilirler.) Suriye’deki ihtimal “sevra”nın ateşi, mümkün ya, belki oradan da buraya sıçrar, diye iç geçirdim ve ver elini devrime merkezlik yapması gereken Şam ve merkezliğini şimdilerde ortaya koyan Der’a…

        Suriye, bazı bakımdan Türkiye halkına ve yönetimine çok yakın, öyle ki, sanki aynı ülke. Bazı bakımlardan ise aralarında uçurumlar, yüzyıllar ve aşılmaz duvarlar olan iki yabancı. Aslında, iki ayrı dünyalarda birbirlerinden habersiz ümmet ananın yetim çocukları…

        Buradaki halkın, oradaki halkın kurtuluşu için bekledikleri devrimin başlayıp başlamadığı sorusu ve kendileri için isteyemedikleri güzellikleri onlar için istemeleri…

        Ümmet Olamamanın Ümmet Çapında Zilleti Yaşanıyor Her Yerde

        1963’den bu yana sıkıyönetimle idare edilen Suriye, tam bir baskı yönetimi. İnsan, bu baskıyı camiden sokağa, okuldan işyerine kadar, “dokuz nokta iki ayarındaki deprem” gibi  hissediyor. Ya teslim bayrağı şeklinde Beşar Esed’in bayrağını dikeceksin veya o bayrağa/zihniyete selâm duracaksın. Muvahhid mü’minler için cidden onur kırıcı bir durum. Denilebilir ki, ümmet nerede kendine yakışan onuru üzerinde taşıyor ki, oradakiler taşımıyor diye taşlansın. Hama civarından geçerken ana yollara özel anıtlar dikilerek üzerine “Hafız Esed” ve “Hama” yazılmış. “Unutmayın, Hafız Esed, Hama’yı niçin ne hale getirdiyse, benzer davranışa benzer cevap veririz. Korkun bizden!” demek istiyor bu anıtlar ve ardındaki şahıslar.

        Halk o denli bastırılmış, susturulmuş ki, ağızları sadece “İki Esed’i/Aslan’ı”, asılan olmamak için övmek için açılabiliyor. Ölüyü konuşturmak belki mümkün olur, ama halkın devrim konusunda nabzını tutmak bu kadar kolay değildir. Olası devrim hakkında bir soruya cür’et etmek, ya muhaberattan sayılmak veya muhaberata teslim edilmek demektir. Demek ki, Atatürk gibi Atasuriye’nin de sloganı aynı: “Yurtta sus, cihanda sus!” Bu kadar suskunluk, konuşunca öyle haykırışa dönüşür ki… Bu kadar susturulma, inşaAllah kısa süre sonra susturucu takılmış silah gibi hedef arayacaktır. Bir kıvılcım bekleniyor, bekleniyor da; tek endişe, ayaklanmada başarı ihtimalinin, zulümle katliama uğratılma ihtimali yanında kayda değer bir şansının olmadığı… Ama bir gerçek var ki; halktan daha fazla yöneticiler ve onların sokaktaki temsilcisi muhaberat tedirgin, korkak… Bazıları “bana dokunmayan yılan…” diyerek kuyruğu değilse de bayrağı kapısına dikmiş, yılanı büyütüyor. Bazıları da saraya doğru yönelecek tsunami dalgasının start almasını bekliyor, başlarsa hemen katılmaya niyetli olarak.

        Türkiye’de insanlar sanki zafermiş gibi, Çanakkale Zaferi denilen günü  kutlarken, Sireye’de aynı gün yani 18 Mart günü çanaktan değil, demirden kalelere karşı bir gösteride bulundu. Nerede mi? Dünyaca meşhur Emevi Camiinin içinde, namaz kılınan mekânda. Ne zaman mı? Cuma namazı esnasında. “Allahu ekber!” “Hurriyet” diye camii içinde haykırarak. Cuma hutbesinde o meşhur allâme-i cihan, bazılarına göre nâm-ı diğer bel’am-ı kebîr Ramazan el-Bûtî’nin Beşar Esed’e yağcılık ve yardakçılık yaptığı hutbesi, “sus ey kâfir!” diye kesilerek başlayan bir protesto… Sayıları elli, kendileri ayaklanan konumundaki gençlerin yön verdiği, cemaatten hayli kimselerin de katıldığı bir protesto. Hemen camide bitiveren yüzlerce muhaberat ve resmen vahşice üzerlerine çullanma. Sopalarla öldüresiye dövme. Daha olmadı, camiinin bir odasına çekip kafasına kurşun sıkma, sopayla bayıltıncaya veya ancak uzaktan izleyen görgü şahitlerinin ifadelerine göre öldürünceye kadar dövme. Sonra külçe halinde oradan baygın vücutları veya cesetleri kaldırıp yok etmeleri… Arapça okumaya yeni gitmiş, henüz birkaç kelime dışında lisan bilmeyen bir Türkiyeli delikanlının ateş ortasında kalması ve haykırması: “Ene Turkî, ene Turkî” duymazlıktan geldiklerini ve etrafında yapılanları görünce, idam mahkûmunun sorusu gibi duvardan kulakları olan muhaberata yarım yamalak kelimelerle boynunu göstererek sorması: “Hel turîdûne katlî? / Beni öldürmek mi istiyorsunuz, beni gerçekten öldürecek misiniz?” Geçirdiği travma, bitmeyen şok. Kötü hatıralarla Arapça ve Suriye’den ayrılış hazırlıkları…

        Bu eyleme katılanların sonu, maalesef çok feci. Âkıbetlerinden haber alan yok; ama cami içinde ve çevresindeki sokaklarda hiçbir vahşi canavarın yapamayacağı canavarlık, işkence, öldüresiye dövme ve sonra arabalara bindirip götürmeler...      

        Bir gün önce 25 veya 27 kişinin eylem sonrasında sokak ortasında vurularak öldürüldüğü, nicelerinin de alabildiğine dövülerek yaralandığı Der’a ve Busra bölgelerine 23 Mart Çarşamba günü gittim. Bu bölge ve özellikle orada büyük kitlesi olan Harirî kabilesi mevcut yönetime muhalifliğiyle biliniyor. Bu hareketi biraz da kendi kabilelerinden dökülen kanın hesabını sormak için başlatmışlar ve eylemler yapmışlar. Biz, olayların bizzat olduğu yere gitmesek de yakınlarına gittik. Bu kıyam bölgelerinde bizi ölüm sessizliği karşılıyordu. Sokaklarda sessizlik ve yokluk hâkimdi. Yerleşim yerlerinde sanki kimse yaşamıyor gibiydi. Yanlış zamanda yanlış yerde olabilirdik, ama herhangi bir olağanüstü duruma rastlamadık. İnsanları bu konuyla ilgili konuşturmak ise deveye hendek atlattırmaktan çok daha zor. Şansınız varsa, bir-iki cümle eden birine ancak rastlayabiliyorsunuz. Sonradan öğrendiğimize göre, bizim dönüşümüzden birkaç saat sonra gittiğimiz yollar tümüyle muhaberat tarafından sarılmış ve yollar kapatılmış.

        Yazımın devamı şeklindeki bir sonraki yazımızda Suriye’de devrim ihtimalinin gerçekleşme şansı üzerinde duracağız. Devamındaki yazıda ise orada okuyan Türkiyeli talebelerin konumundan, onları  çevreleyen ilim ve üstadlarından; Suriye ile ilgili ilgimizi çeken bazı gözlemlerimizden yola çıkarak sosyolojik görüntüyü fotoğraflamaya ve fotoğraflarla gündeme getirmeye çalışacağız. Yazı dizimizin haftaya başlığı:

        Devrim Başlıyor mu? Suriye’de Devrimin Gerçekleşme İhtimali Var mı?

     

     

    Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
     


    BU KATEGORİYE SON EKLENENLER...


    Yorumlar  

     
    0 #3 halil yavuzer 06-10-2011 09:47
    zeki isimli yorumcuya
    ahmet kalkan hadis inkar etmiyor, eyer usulü hadis çalışsaydın bu sözleri söyleme gereği duymaz ve vebal altınada girmezdin, günümüz müslümanlarının en büyük sorunu okumamaktır veya okuduğunu anlamamkatır, muhaddisler hadisleri tasnif ederken hadislerin altına hadisin türünü yazarlar,müteva tir hadisleri tüm muhaddislerin itifaken kabul ederler allahresulüne ait olduğu konusunda ve mutevatir hadislerde çok az sayıdadır,diğer hadisler ise ahad hadisler,mürsel hadisler,hasen hadisler, v.s devam eder aslolan hadislerin allah resuleüne ait olup olmadığı konusudur,allah resulü kurana göre yaşadı haliyle söyledikleride kurana uygun sözlerdi,o hadis kitaplarına bakın kurana uymayan allahresulüne ait olduğu söylenen o kadar çok söz varki,sorun burada bu kurana uymayan sözler asla allahresulüne ait olamaz bu sözler uydurmadır diyen kişlere senin gibi düşünenler hadis inkarıcısı adını veriyor,allahre sulü kurana göre konuştu kurana uymayan ona ait değildir bunu araştır
    Alıntı
     
     
    0 #2 Barış 23-06-2011 18:45
    Zeki kardeşe katılıyorum.Beni bu forumdan sağutan olay zaten bu ahmed kalkanın yazılarının yayınlanması...
    Alıntı
     
     
    0 #1 zeki 16-04-2011 00:38
    şu hadis inkarcısı olan, ahmed kalkanı neden adam yerıne koyup burda din anlattırıyorsun uz. bu adam resmen buharı ve muslımde olan sahıh hadıslerı ınkar edıyor, ve mantık yapıyor. bunlar akılı nasssın onune koyan ahmakların ta kendılerıdır...
    Alıntı
     

    Yorum ekle

    SÖZ SİZDE... YORUM YAPIN... SESİNİZİ DUYURUN!...
    Küfür, hakaret içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır. Yorumlarınızı lütfen 'KÜÇÜK HARF 'lerle yazınız. Editörü zor durumda bırakacak yorumlardan kaçınmanızı özellikle rica ederiz.


    Güvenlik kodu
    Yenile

    Hit: 1509

    Foto Galeri

    SON HABERLER

    Esad: El Kaide ile savaşıyoruz - Video

    Suriye’de sınır tanımayan Baas güçleri şehirleri bombalamaya ve çocuklar da... Devamını oku...
    El Kaide'den Suudilere ayaklanma çağrısı

    El Kaide lideri Suudi Arabistan vatandaşlarını iktidardaki El Suud ailesine... Devamını oku...
    Taraf: Zorda olan sensin aslanım

    ABD Gazetesi'nin Uludere haberini "Obama'yı seçim öncesi zora sokma gayreti"... Devamını oku...
    Hilal Kaplan ve 19 Mayıs Gerçeği - Video

    Yeni Şafak yazarı Hilal Kaplan'dan 19 Mayıs kutlamaları ile ilgili gerçekler... Devamını oku...
    ABD'nin "esir kampları" planı

    Kitlesel tutuklamalar üzerine sızdırılan bir belge ABD ordusunun binlerce... Devamını oku...
    Hollande'in "Afganistan politikası" Avrupa'yı korkutuyor

    Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı Hollande, Afganistan politikası nedeniyle... Devamını oku...
    Rusya'dan nükleer savaş uyarısı

    Rusya Başbakanı Dimitriy Medvedev, ülkelerin egemenlik haklarına müdahalenin... Devamını oku...
    'Hama affetti Humus affetmeyecek' - Video

    Şeyh Ra'ed El-Curi Humus Bab-ı Amr'dan Dünya'ya seslenerek kendilerini yok etmeyi... Devamını oku...
    NATO Suriye sınırında tatbikata başladı

    NATO, Ürdün'ün Suriye sınırına yakın bir bölgede 10 gün sürecek bir... Devamını oku...
    Sünni'ler Esad'a Desteğe İsyan Etti

    Lübnan'a sıçrayan Suriye kaynaklı çatışmalarda şu ana kadar 8 kişi daha... Devamını oku...
    İsrail'in El Kaide korkusu

    İsrail, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın devrilmesi sonrası El Kaide'nin... Devamını oku...
    Makineleşen Bir Topluma Doğru!

    İnsan hayatını kolaylaştırmak için gerekli ve gereksiz olarak icat edilen... Devamını oku...
    Afganistan'da 2 İngiliz asker öldürüldü

    İngiltere Savunma Bakanlığı, Afganistan'da öldürülen iki NATO askerinin... Devamını oku...
    Amerikan demokrasisi

    Wall Street eylemlerinden birinde çekilmiş bir kare... Amerikan polisi gösterici... Devamını oku...
    ABD, 18 aylık bebekten korktu

    Amerika'da Müslüman bir aile, 18 aylık bebekleri yasaklılar listesinde diye... Devamını oku...
    Fethul İslam'ın Dönüşü

    Lübnan'ın Trablusşam bölgesinde Esad yanlısı gruplarla bölge halkı arasında... Devamını oku...
    Suriye ordusuna ağır darbe: 23 ölü

    Raştan'daki çatışmalarda direnişçilerin 23 askeri öldürdüğü bildirildi. Devamını oku...
    Kafkasya Konferansı'nda Birlik Kararı - Video

    Dün İstanbul'da biraraya gelen Kafkas diasporası Kafkasya'daki Rus işgalini ve... Devamını oku...
    Kabil’de Arap Baharı’nın zuhuru

    Afganistan'da oyunun son aşamasında belirleyici anın geldiği görülüyor.... Devamını oku...
    Afganistan'da saldırı

    Afganistan İslam Emirliğinden yapılan açıklamaya göre kafirlere karşı... Devamını oku...

    Hicri Takvim ve Günün Ayeti

    29 Cemaziye'l-Ahir 1433
    ZUHRUF SÛRESİAyet - 81.
    (Ey Muhammed!) De ki: “Eğer Rahmân’ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum.”
    Veda Hutbesi
    Veda Hutbesi
    Bismillahirrahmanirrahim

    EY İNSANLAR!

    Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
    İNSANLAR!

    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


    ASHABIM!

    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


    ASHABIM!

    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

    ASHABIM!

    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


    İNSANLAR!

    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

    İNSANLAR!


    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki
    hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


    MÜ'MİNLER!


    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
    MÜ'MİNLER!
    Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


    ASHABIM!

    Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

    İNSANLAR!

    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

    İNSANLAR!

    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
    İNSANLAR!
    Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

    "-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

    Şahid ol yâ Rab!
    Şahid ol yâ Rab!
    Şahid ol yâ Rab!

    Anket

    Ortadoğu'da Halk Ne İstiyor?