20 Mayis 2012 Pazar - 05:49:16
SON DAKİKA
  • Kayıt ol
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Reklam
    Tekfirde Kasıt Şartı
    Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
    ZayıfEn iyi 
    İslami Yazılar
    Abdulkadir Bin Abdulaziz tarafından yazıldı   
    Cumartesi, 12 Mart 2011 18:02

    Bazı kimseler tekfir hükmünü vermede, failin küfrü kastetmiş olmasını şart koşarlar. Bir kişi küfre götürücü bir söz söylediğinde veya bir fiil işlediğinde, bununla küfrü kastetmemişse tekfir edilmeyeceğini söylerler.

     

    Şu hadisten dolayı ilk bakışta bu doğru gibi görünebilir:


    “Ameller niyetlere göredir ve herkes için de niyet ettiğinin karşılığı vardır” (Muttefekun Aleyh).
    Ancak niyet veya kastın iki türü arasındaki fark -diğer delillerle birlikte- bu şartın batıl olduğunu ortaya koyar.

    Birinci Tür: İnsanın küfre düşüren bir söz söylerken o söylediği şeyi kastederek söylemesi, yani hatayla değil bilinçli olarak yapmasıdır. Sözünden dolayı söz sahibinin cezalandırılmasında şart koşulması gereken ve muteber olan kasıt budur. Burada karainul hal’e bakmanın, kasıtlı olanı hatayla olandan ayırmada önemli bir etkisi vardır. Biraz ileride gelecek olan bineğini kaybeden adamın hadisi de buna örnektir.

    İkinci Tür: Kişinin bilinçli olarak söylemiş olduğu sözü ile küfrü kastetmiş olmasıdır. Bu kasıt muteber olmayıp, sözü söyleyen kimseyi tekfir etmede şart değildir. Bunun delillerini aşağıda vereceğiz. Konuyu kolaylaştırmak için Kadı Şihabuddin el-Karâfî’nin Talakta niyetin şart olması ve şart olmaması ile ilgili kural hakkında söylemiş olduğu sözü aktaralım:

    “Açık olan talak ( boşama ) sözünde niyet icmaen şarttır, yine icmaen şart değildir. Fukahanın bununla ilgili sözlerinin özeti olarak niyetin şart koşulması hususunda (şart olması ve şart olmaması şeklinde) iki görüş vardır. Her ne kadar çelişkili gibi görünse de aslında burada herhangi bir çelişki yoktur.
    Fukaha açık olan talak sözlerinde niyet şarttır derken, kastedilmeyen bir şeyi dil sürçmesi ile söylemiş olmaktan korunmak için talak siğasının kullanılmasının kastedilmiş olmasını amaçlamışlardır.
    Örneğin ismi “Târık” olan bir kadına dil sürçmesiyle “ya tâlık” dese (tâlık: boşanmış kadın) bir şey gerekmez, çünkü kişi bunu kastetmemiştir.

    Açık olan lafızlarda niyet şart değildir, demekle ise; siğayı kullanırken talak kastının şart olmadığını amaçlamışlardır. Çünkü sarih (açık) olan sözlerde icmaya göre, niyet şart değildir. Niyetin şart koşulması, kendileriyle talak kast edilmiş olması için sadece kinayeli sözlere has birşeydir. Açık olan sözlerde böyle bir şart söz konusu değildir.” (El-Furûk : 3/163)

    Küfre delalet ettiği açık olan sözde de dil sürçmesi ihtimalinden korunmak için o sözü söylemeyi kastetmek şart koşulmuştur. Küfrü kastetmiş olmak şart değildir.
    Küfre delalet edişi ihtimal taşıyan amellerle yapılmak istenen şeyi belirleyebilmede dikkate alınan kasıt, küfür kastı değildir, sadece amelin neye delalet ettiğini ayırt etmede etkili olan kasıttır.
    Örneğin bir kişi bir kabrin başında kurban kesse ve bu kurbanı kimin için kestiği bilinmese, o kişiye kastı sorulur. Eğer: “Bu kabirdeki kimseye kestim, benim sıkıntılarımı gidereceğini ümit ediyorum” derse bununla kafir olur. Bundan sonra ona: “Bu amelinle küfrü kastettin mi kastetmedin mi?” diye sorulmaz. Bu konuya ihtimal taşıyan ameller konusunda değinmiştik.

    Küfre düşüren amellerde küfrü kastetmiş olmayı şart koşanlar şöyle derler:

    “Bir kimse Allah’a ve Rasulüne hakaret etse, “Allah’ın kabirdekileri dirilteceğini zannetmiyorum” ya da “Kıyametin kopacağını zannetmiyorum” veya “Allah Meryem oğlu Mesihtir” gibi küfür olan sözler söylese ve; “Ben kalben bunlara inanmıyorum, küfre göğüs açmadım, bununla küfrü kastetmedim”dese kafir olmaz. Bu kişinin kafir olmayı amaçlaması gerekir.”

    Bu fasit bir şarttır. Kafirin kendisini koruması için bunu bir hile olarak kullanması mümkündür. Doğru olan ise şudur: Kim bu şekilde küfür olan sözler söylerse, bununla küfrü kastetmedim dese dahi kafir olur. Küfre düşüren amellerde, küfrü kastetmiş olma şartı, şer’i nassların kabul etmediği batıl bir şarttır.
    Rasulullah şöyle der: “Kim bizim işimiz üzere olmayan bir amel işlerse o reddedilmiştir.” (Muslim)

    Küfrü kastetmiş olma şartının batıl olduğunun delilleri şunlardır :

    a) “Onlara sorarsan andolsun “biz dalmış eğleniyorduk” derler. De ki: “Allah ile, Onun ayetleriyle ve Rasulüyle mi alay etmekteydiniz?”
    “Özür bildirmeyiniz. İmanınızdan sonra kafir oldunuz” (Tevbe 65-66).

    Ayette bahsedilenler küfre düşürücü söz söylemişlerdi -ki bu alay etme idi- ancak bununla küfrü kastetmemişlerdi. Şöyle mazeret gösteriyorlardı: “Biz dalmış eğleniyorduk.” Allahu Teala onların bu mazeretlerini yalanlamadı. Bu da onların oyalandıklarının ve bu sözleriyle küfrü kastetmediklerinin doğru olduğuna delildir. Anacak bu özür, yalnızca oyalanırken söyledikleri sözleriyle kafir olduklarına hükmedilmesine engel olmadı: “Özür bildirmeyiniz. İmanınızdan sonra kafir oldunuz.”

    İbn Teymiyye bu ayetler hakkında şöyle der:
    “Allah Subhanehu ve Teala onların; “Biz kalben inanmaksızın küfür sözünü söyledik yalnızca dalmış eğleniyorduk” demelerine rağmen onların imanlarından sonra kafir olduklarını bildirmekte ve Allah’ın ayetleriyle alay etmenin küfür olduğunu açıklamaktadır. Bu alay etme işi ancak küfre göğüs açan kimselerde olur. Eğer kalbinde iman varsa onu bu sözü söylemekten alıkoyar.” (Mecmuu’l-Fetâvâ:7/220)

    “Ayetler onların kendilerine göre küfür işlemediklerini bilakis bu yaptıklarının küfür olmadığını zannettiklerini göstermekte ve Allah ile, ayetleriyle ve Rasulu’yle alay etmenin, kişiyi imandan sonra kafir yapan bir küfür olduğunu açıklamaktadır. Yine bu ayetler onlarda çok zayıf bir imanın bulunduğunu gösterir. Onlar haram olduğunu bilerek bunu işlediler; ancak küfür olduğunu bilmiyorlardı. Yaptıkları şey onları kafir yapan bir küfür ameli idi; oysa onlar bu yaptıklarının caiz olduğuna inanmıyorlardı.” (Mecmuu’l-Fetâvâ:7/223)

    Bu ayetler, bu konudaki tartışmaları sona erdirir. Bir kimsenin kafir olduğuna hükmetmede, o kişinin küfrü kastetmiş olması şartını batıl kılar. Yani küfre niyet etmiş olmanın şart koşulmasının batıl olduğunu ortaya koyar. Aynı şekilde nass, söz ve fiiller hakkında hüküm vermede insanların, amelleri hakkındaki zanlarına değil, şeriata başvurmaları gerektiğine de delalet eder.

    b) Kafirlerin çoğunun kendi amelleri ve üzerinde bulundukları itikatları hakkında hüsnü zanda bulunup kendilerinin hayır üzere ve iman edenlerden daha doğru yolda olduklarını zannettikleri Kur’an nassıyla sabittir.
    Onlar iman edenleri gördüklerinde bunlar sapıktırlar derler, onlarla alay ederler. Bu fasit şartı bu kafirler için geçerli sayıp onlardan birisine:
    “Bu yaptığın şeyle küfrü mü kastediyorsun” diye sorduğumuzda: “Bilakis biz hidayette olanlarız” veya “Biz Allah’ın oğulları ve sevdikleriyiz” derler.
    Bu fasit şart onlar için geçerli sayılıp onların sözleri doğrulanacak olursa, Allah’ın ayetleri ve onların (kafirler oldukları) hakkındaki haberi yalanlanmış olur. Bu yalanlamadan dolayı da kişi kafir olur. İşte bu da, bu şartın fasit bir şart olduğunu açıklamak için yeterlidir.

    Tefsircilerin üstadı Taberî şu ayetlerin tefsirinde bu konuya dikkat çekmiştir:

    “De ki; ameller bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?
    Onların dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanırlar.
    İşte onlar Rablerinin ayetlerini ve ona kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp ettikleri boşa çıkmıştır. Kıyamet günüde onlar için bir tartı tutmayacağız” (Kehf 103-105)

    İbn Cerîr et-Taberî şöyle der: “Bu ayetler bir kimsenin ancak, Allah’ın birliğini bildiği halde küfrü kastederse kafir olacağını iddia edenlerin yanlış bir şey iddia ettiklerinin en kuvvetli delillerindendir.
    Allahu Teala ayette sıfatlarını bildirdiği bu kimselerin yapıp ettiklerinin boşa çıktığını, onların ise yaptıkları şeyleri güzel şeyler saydıklarını ve yine onların Rablerinin ayetlerini inkar eden kimseler olduklarını bildirmektedir. Eğer doğru olan, bilerek küfre yönelenlerden başkasının kafir olmayacağını söyleyenlerin sözleri olsaydı, bu şekilde Allahu Teala’nın ayette bildirdiği, kendilerinin iyi bir şeyler yaptıklarını zanneden kimselerin karşılık olarak sevap ve ecir almaları gerekirdi. Ancak gerçek, onların söylediklerinin tam tersidir. Allahu Teala onların Allah’a küfreden kimseler olduklarını ve amellerinin batıl olduğunu haber vermiştir.” ( Câmiu’l-Beyan: 16/34-35)

    Şeyhulislam Muhammed ibn Abdilvahhab, küfür sözü söyleyip bunun küfür olduğunu bilmeyen kimse hakkında şöyle der:
    “Kendisini küfre düşüreceğini bilmiyorsa bu durumda şu ayet yeterlidir:
    “Özür bildirmeyiniz, imanınızdan sonra kafir oldunuz” ayette bahsedilen bu kimseler, sözlerinin küfür olduğunu bilmediklerini söyleyip Nebi’den Aleyhissalatu Vesselam özür diliyorlardı. Allahu Teala’nın şu sözlerini işitip de hala buna başka anlamlar yüklemeleri ne garip:
    “Kendilerini güzel iş yapmakta sanıyorlar”(Kehf /104).
    “Onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dostlar edinmişlerdi. Ve gerçekten kendilerini doğru yolda saymaktaydılar”(A’raf /30).
    “Gerçekten bunlar, onları yoldan alıkoyarlar. Onlar ise kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar”(Zuhruf /37)
    (Ed-Dureru’s-Seniyye Fi’l-Ecvibeti’n-Necdiyye: 8/105 “Kitâbu’l-Murted.”)

    O’nun zikrettiği ayetlere şunları da ekliyoruz:
    “Yahudi ve Hıristiyanlar: “Biz Allah’ın çocukları ve sevdikleriyiz” dediler”(Maide /18).
    “Dediler ki: “Yahudi ve Hıristiyan olmadıkça kimse cennete giremez” (Bakara /111).

    Kafirin kendisinin iyi ve hidayette olduğuna veya cennetlik olduğuna inanması, -küfrü delil ile sabit ise- onun tekfirine engel olmaz. Buna ilaveten; bu şekilde kafirin kendisini iyi zannetmesi sapıklığına ve azgınlığına devam etmesi için Allah’ın ona vermiş olduğu bir cezadır:

    “Biz onlara bir takım arkadaşlar musallat ettik de, onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için uygulanan söz (azap)onlara da gerekli olmuştur. Çünkü onlar hüsrana düşenlerdi” (Fussilet /25).

    “Kim Rahmanın zikrinden yüz çevirirse ona bir şeytanı arkadaş veririz ve o şeytan artık onun ayrılmaz dostudur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar da onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhruf /36-37).

    Bu kaderî ceza nasıl olur da onlar hakkında kafir olduklarına dair verilecek olan şer’î hükme engel olarak kabul edilebilir?

    c) Üçüncü delil ise Nahl suresindeki şu ayettir:

    “Kim imanından sonra küfre girerse...” bununla ilgili açıklama inşaallah biraz sonra İbn Teymiyye’nin sözünde gelecektir.

    Özetleyecek olursak; Tekfirde muteber olan kasıt küfre götürücü olan ameli kast etmek yani ameli bilinçli olarak yapmaktır, bu amelle küfrü kast etmek değildir. Bu ikisi arasındaki farkı İbn Teymiyye kısaca şöyle açıklamıştır:
    “Kısacası, kim küfür olan bir söz ya da fiilde bulunursa, bununla kafir olmayı kast etmemiş olsa da kafir olur. Çünkü -Allah’ın dilediği hariç- kimse küfrü kast etmez.” (Es-Sârimu’l-Meslûl: 177-178)

    Buhari Rahimehullah “Sahih” inde “İman” bölümü, “Mu’minin Farkında Olmadan Amelinin Boşa Çıkmasından Korkması” bâbında “küfür hükmü verilmesi için küfrü kast etmenin şart olmadığı” konusunda bâb açmıştır. (Fethu’l-Bârî: 1/109)

    Haricilerle ilgili hadislerin şerhinde de bu konudan bahsedilir. Rasulullah’ın şu hadisi de bunlar arasındadır:
    “Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar”
    İbn Hacer şöyle der:
    “Müslümanlardan, dinden çıkmayı ve İslam Dini’nden başka bir din seçmeyi kast etmeksizin dinden çıkanlar bu hadisin kapsamına girerler. (Fethu’l-Bârî: 12/301)

    Tekfirde geçerli bir şart sayılan kasıt; tekfirin kuralını açıklarken, hükmün şartları ve engelleri konusunda da dikkat çektiğimiz gibi küfre götürücü ameli işlemeyi kast etmektir. Bu amelle küfrü kast etmiş olmak ise muteber olmayan bir şeydir.

    Bu şekildeki kasıtla, yani küfre düşürücü ameli bilinçli olarak yapmakla, insanlarda şu kısımlara girenler tekfir edilmezler:

    a) Şer’an Kastı Muteber Olmayanlar:
    Küçük yaşta olup mümeyyiz olmayan, akılsız olan, veya uyuyan kimse gibi.

    b) İhtimal Taşıyan Bir Amel İşleyen Kimse:
    Bu kişinin işlemiş olduğu amel ile ne kastettiğinin araştırılması gerekir.

    c) Hata Eden Kimse:
    Küfür ameli olduğu açık olan bir ameli işleyen mükelleftir, ancak bu ameli işlerken bilerek değil hatayla işlemiştir. Aynen “Allah’ım, sen benim kulumsun ben de senin rabbinim”diyen adam gibi. Bu küfre düşüren bir sözdür, ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu kişiyi ; “Sevincinin şiddetinden hata etti” (Muttefekun Aleyh) diye nitelendirmiştir. Hata ise affedilmiştir:

    “Yanılarak yaptıklarınızda size günah yoktur, fakat kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir”(33el-Ahzab/5).

    d) Hatalı Tevilde Bulunan Kimse:
    Tekfirin engellerinde de bahsettiğimiz gibi geçerli olan tevil özür olarak kabul edilir. Çünkü bu da bilinçli olarak yapılmış bir şey değildir. İşte tekfirde geçerli olan kasıt budur: Küfre düşüren ameli kastetmek, küfrü kastetmek değil.

     

     

    Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
     


    BU KATEGORİYE SON EKLENENLER...


    Yorumlar  

     
    0 #1 Yasin 15-03-2011 10:52
    Ellerinize sağlık, çok güzeldi, vesselâm.
    Alıntı
     

    Yorum ekle

    SÖZ SİZDE... YORUM YAPIN... SESİNİZİ DUYURUN!...
    Küfür, hakaret içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır. Yorumlarınızı lütfen 'KÜÇÜK HARF 'lerle yazınız. Editörü zor durumda bırakacak yorumlardan kaçınmanızı özellikle rica ederiz.


    Güvenlik kodu
    Yenile

    Hit: 2661

    Foto Galeri

    SON HABERLER

    Esad: El Kaide ile savaşıyoruz - Video

    Suriye’de sınır tanımayan Baas güçleri şehirleri bombalamaya ve çocuklar da... Devamını oku...
    El Kaide'den Suudilere ayaklanma çağrısı

    El Kaide lideri Suudi Arabistan vatandaşlarını iktidardaki El Suud ailesine... Devamını oku...
    Taraf: Zorda olan sensin aslanım

    ABD Gazetesi'nin Uludere haberini "Obama'yı seçim öncesi zora sokma gayreti"... Devamını oku...
    Hilal Kaplan ve 19 Mayıs Gerçeği - Video

    Yeni Şafak yazarı Hilal Kaplan'dan 19 Mayıs kutlamaları ile ilgili gerçekler... Devamını oku...
    ABD'nin "esir kampları" planı

    Kitlesel tutuklamalar üzerine sızdırılan bir belge ABD ordusunun binlerce... Devamını oku...
    Hollande'in "Afganistan politikası" Avrupa'yı korkutuyor

    Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı Hollande, Afganistan politikası nedeniyle... Devamını oku...
    Rusya'dan nükleer savaş uyarısı

    Rusya Başbakanı Dimitriy Medvedev, ülkelerin egemenlik haklarına müdahalenin... Devamını oku...
    'Hama affetti Humus affetmeyecek' - Video

    Şeyh Ra'ed El-Curi Humus Bab-ı Amr'dan Dünya'ya seslenerek kendilerini yok etmeyi... Devamını oku...
    NATO Suriye sınırında tatbikata başladı

    NATO, Ürdün'ün Suriye sınırına yakın bir bölgede 10 gün sürecek bir... Devamını oku...
    Sünni'ler Esad'a Desteğe İsyan Etti

    Lübnan'a sıçrayan Suriye kaynaklı çatışmalarda şu ana kadar 8 kişi daha... Devamını oku...
    İsrail'in El Kaide korkusu

    İsrail, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın devrilmesi sonrası El Kaide'nin... Devamını oku...
    Makineleşen Bir Topluma Doğru!

    İnsan hayatını kolaylaştırmak için gerekli ve gereksiz olarak icat edilen... Devamını oku...
    Afganistan'da 2 İngiliz asker öldürüldü

    İngiltere Savunma Bakanlığı, Afganistan'da öldürülen iki NATO askerinin... Devamını oku...
    Amerikan demokrasisi

    Wall Street eylemlerinden birinde çekilmiş bir kare... Amerikan polisi gösterici... Devamını oku...
    ABD, 18 aylık bebekten korktu

    Amerika'da Müslüman bir aile, 18 aylık bebekleri yasaklılar listesinde diye... Devamını oku...
    Fethul İslam'ın Dönüşü

    Lübnan'ın Trablusşam bölgesinde Esad yanlısı gruplarla bölge halkı arasında... Devamını oku...
    Suriye ordusuna ağır darbe: 23 ölü

    Raştan'daki çatışmalarda direnişçilerin 23 askeri öldürdüğü bildirildi. Devamını oku...
    Kafkasya Konferansı'nda Birlik Kararı - Video

    Dün İstanbul'da biraraya gelen Kafkas diasporası Kafkasya'daki Rus işgalini ve... Devamını oku...
    Kabil’de Arap Baharı’nın zuhuru

    Afganistan'da oyunun son aşamasında belirleyici anın geldiği görülüyor.... Devamını oku...
    Afganistan'da saldırı

    Afganistan İslam Emirliğinden yapılan açıklamaya göre kafirlere karşı... Devamını oku...

    Hicri Takvim ve Günün Ayeti

    29 Cemaziye'l-Ahir 1433
    NEML SÛRESİAyet - 55.
    “Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz ne yaptığını bilmez bir toplumsunuz.”
    Veda Hutbesi
    Veda Hutbesi
    Bismillahirrahmanirrahim

    EY İNSANLAR!

    Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
    İNSANLAR!

    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


    ASHABIM!

    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


    ASHABIM!

    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

    ASHABIM!

    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


    İNSANLAR!

    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

    İNSANLAR!


    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki
    hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


    MÜ'MİNLER!


    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
    MÜ'MİNLER!
    Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


    ASHABIM!

    Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

    İNSANLAR!

    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

    İNSANLAR!

    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
    İNSANLAR!
    Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

    "-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

    Şahid ol yâ Rab!
    Şahid ol yâ Rab!
    Şahid ol yâ Rab!

    Anket

    Ortadoğu'da Halk Ne İstiyor?