20 Mayis 2012 Pazar - 05:50:41
SON DAKİKA
  • Kayıt ol
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Reklam
    Hükmün ancak Allah'a ait oluşu
    Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
    ZayıfEn iyi 
    İslami Yazılar
    Abdullah Azzam tarafından yazıldı   
    Pazar, 26 Haziran 2011 19:50

    Bütün usul kitapları, hâkimiyet noktasında hüküm verme yetkisinin sadece Allah'a ait olduğunu belirterek başlarlar. Peygamber efendimiz (sav) ise kendisine Allah'ın indirdiği vahiy ile hüküm verirdi. Bu vahyin metluv olması veya gayrı metluv olması arasında fark yoktur. (Metluv vahiy Kur'an-ı kerimdir. Gayri metluv vahiy ise peygamberimizin hadisleridir)


    Ümmet tarafından vekil olarak seçilen İslam şeriatındaki halife ise, ilahi şeriatı uygulamaya koyar. Bu şeriata muhalif herhangi bir maddeyi çıkartıp yürürlüğe koyması onun ebediyen hakkı değildir, İlahi naslar üzerinde inceleme yapan müctehid âlimler ise, Müslümanların günlük hayatta karşılaştıkları meselelerde, rabbani hükmün bilinmesi için çaba sarf ederler.

    Allahu Teala'nın hâkim sıfatı O'nun isimlerinden bir isim ve O'nun özelliklerinden bir özelliktir. O halde kim kendi nevasına göre yasama veya kanun koyma yetkisine sahip olduğunu iddia ederse, ancak ulûhiyet (ilahlık) iddiasında bulunmuş olur. Her ne kadar söylemlerinde ilahlık iddiasında bulunmasa bile fiili olarak ilahlık yetkisine yeltenmiş olur. Bilinmelidir ki; hâkimiyet yetkisini kendi üzerinde görerek ilahlık iddiasında bulunan, ister halktan bir tabaka, ister halkın hepsi, ister bir parti veya partiyi organize eden bir gurup, isterse de bir kurul veya tek bir fert olsun sonuç değişmez. Bu iddia Allah'ın kanun koyma yetkisine yeltenmektir ve şirktir. Sahibini dinden çıkarır, (tağut hükmüne sokar). Tağut ister Arap olsun, ister Amerikan olsun, ister Afgan olsun, ister Rus olsun, (ister Türk olsun) tağuttur, değişmez. Çünkü küfür tek millettir. Allah'ın indirdikleri hükümler dışında hüküm koyanlar, namaz da kılsalar, oruç ta tutsalar, dini ibadetlerini yerine de getirseler kâfirdirler. Irzlar, kanlar, mallar hakkında ortaya atılan hüküm küfür ve iman açısından hâkimin kimliğini belirlemektedir.

    "Yoksa onların, Allah'ın dinde izin vermediği şeyleri kendilerine meşru kılacak ortakları mı var?" (Şura Suresi: 42/21)

    "Üzerlerine Allah'ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü o kesinlikle Allah'ın emrinden çıkmaktır. Bununla birlikte şeytanlar kendi dostlarına sizinle tartışmaları için mutlaka telkinde bulunacaklardır. Eğer onlara itaat edecek olursanız şüphesiz siz de müşriklerden olursunuz." (Enam Suresi: 6/121)

    Beşeri sistemlere itaat etmek, kalbin rızası ile birlikte olursa şirktir.( Kalbin rızasının kalkması ise ancak ikrah ile mümkündür, (y.y) Sahibini İslam milletinden çıkarır. Kanun çıkarmanın kaynağı Allah'ın kitabıdır. Sonra Resulullah'ın (sav) sünneti, sonra icma, sonra da kıyastır, İslam tarihi boyunca bu kaynaklar üzerinde âlimler ittifak etmişlerdir. Allah'ın şeriatından hariç kanun yapan kâfir olur. Müslüman imamların ittifakı ile dinden çıkar. Kanun koyma hakkı tağutlara verilirse onlar milleti katlederler, haksız yere ümmetin mallarını yerler ve tüm pislikleri yaparlar. Çünkü kanun onları korur ve onlar kanun adıyla konuşurlar. Bundan dolayı bazı beşeri anayasalarda "memleketimizde filan birisi hâkimdir, kanunların üstündedir." (kanunlar onu yargılayamaz) diye beyan edilir. (Günümüzde milletvekillerinin dokunulmaz, oldukları gibi.) Allahü Teala kendi muhkem kitabında buyuruyor ki:

    "Yok yok! Rabbine yemin ederim ki onlar aralarında çıkan çapraşık meselelerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden nefislerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar." (Nisa Suresi: 5/65)

    "Allah'u Teala kendi şerefli mukaddes zatına yeminle ifade buyuruyor ki bütün işlerde Allah Resulü'nü hakem tayin etmedikçe hiç bir kimse gerçekten iman etmiş olmaz." (y.y- İbn-i Kesir Tefsiri. 4/1751)

    Hakim, Müstedrek'te bu ayetin sebebi nüzulünü şöyle rivayet etmektedir:

    "Bir konu hakkında münafık ile yahudi ihtilafa düşmüşlerdi. Konuyu Allah Resulüne götürürler. Allah Resulü yahudinin lehine hükmeder. Yahudi bu hükme razı olur fakat münafık ise bu hükmü kabul etmez. Münafık ihtilafın çözümü için "Ebu Bekir'e müracaat edelim" der. Hz.Ebu Bekir'e giderler ve durumu anlatırlar. Hz Ebu Bekir'de Allah Rasulü gibi hüküm verir. Münafık Hz. Ebu Bekir'in hükmünü de kabul etmez, Hz Ömer'e durumu arz etmeyi ister ve Hz. Ömer'e giderler. Yahudi münafığı Hz. Ömer'e şikayet edip der ki: "Biz Muhammed'e gittik benim lehimde hüküm verdi . Bu adam da kabul etmedi. Sonra Ebu Bekir'e gittik o da benim lehimde hüküm verdi. Bu adam yine kabul etmedi. Ve sana geldik." Hz Ömer bunu işitir işitmez içeri girip kılıcını alır ve münafığın kellesini uçurup şöyle buyurur: "Allah Resulünün hükmüne razı olmayanın hükmü budur. Allah Rasulü o münafığın kanını heder sayar. Çünkü Allah resulünün hükmüne razı olmayan müslüman değildir ve kanı hederdir."

    Yukarıda zikrettiğimiz ayetin (Nisa:65) bahsettiği konu (hakimiyet yetkisinin kayıtsız şartsız Allah'a ait oluşu), içinde yaşadığımız şu zamanın en önemli konularındandır. Aynı zamanda hakimiyet yetkisinin sadece Allah'a ait oluşu La ilahe illallah mefhumu ile ilgili olup, direk akideyi ilgilendiren bir husustur. Fıkhi bir konu değildir ki faili fasık olsun. Çünkü Allah'ın indirdiği ile hükmetmek La ilahe illallah'ın pratik halidir. Şehit Seyyid Kutub diyor ki: "Şayet bu dini maden parçasına benzetmiş olsaydık bir tarafı üzerine La ilahe illallah yazılırdı, diğer tarafı üzerine de Allah'ın şeriatı ile muhakeme olmak yazılırdı. Bu ikisi, birbirinden ayrılmaz bir bütündür."

    Bilinmelidir ki bu konu, (insanların La ilahe illallah demeleriyle birlikte Allah'ın şeriatından gayrısına meyletmeleri) ciddi bir tehlikedir. Çünkü La ilahe illallah demek Allah'ın indirdikleri ile hükmetmek demektir. Allah'ın indirdiği ile hükmetmemek ise insanların hayatından Allah'ın uluhiyetini (ilahlığını) kaldırmak, beşer hayatını tanzim etme noktasında Allah'ın hakkını gasbetmek ve insanların, insanlar üzerinde rablik iddia etmesidir. Bu konuyu Adiyy bin Hatem boynunda hac olduğu halde Allah Resulü'nün yanına geldiğinde şöyle açıklamıştır. Allah Rasulü ona boynundaki putu at demiş ve böylece boynundaki haccın put olduğunu ifade ederek ona şu ayeti okumuştur:

    "Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve bir de Meryem oğlu Mesih'i rabler edindiler. Oysa ki hepsi ancak bir olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı ki, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O onların ortak koştukları her şeyden münezzehtir." (Tevbe Suresi: 9/31)

    Karşılaştığı bu tavırdan dolayı Adiyy bin Hatem şaşırmıştır. Çünkü Adiyy'in zihnindeki ibadet anlayışı Allah Resulü'nün anlattığı ile çelişiyordu. Zira Adiyy'in zihnindeki ibadet; rüku, sücud ve dini şiarlardan oluşuyordu. Adiyy dedi ki: " Ya Rasulullah biz onlara ibadet etmiyorduk." Bunun üzerine Allah Rasulü şöyle buyurdu:

    "Evet onlar helali haram, haramı helal kıldılar, sizlerde onlara tabii oldunuz, işte bu ibadetin ta kendisidir." (Bu yanlış anlama günümüzde de devam etmektedir, insanlar ibadet kavramını tamamen ferdi davranış türü şekillerden ibaret zannediyorlar. Ve sadece bunlarla yetinmeye kalkıyorlar. Bu noktada S. Kutub diyor ki: "Dilleri ile Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.v)'in Allah'ın kulu ve Rasulü olduğunu söyleyip bireysel davranışlarda, arınma, evlenme, boşanma ve miras gibi konularda Allah'ın vahyine tabii oldukları için kendilerini müslüman diye isimlendirenler, bununla beraber bunun dışındaki konularda Allah'ın vahyine göre şekillenmemiş kanun ve nizamlara itaat edenler... Allah'ın şeriatında izin vermediği halde Allah'ın şeriatına karşı olan yasalara tabii olanlar... İsteyerek veya istemeyerek bu çağdaş putların kendilerinden istedikleri görevleri yerine getirme konusunda tüm değerlerini -mal. can. namus, ahlak gibi feda ederler... Bu kutsal değerleri ile çağdaş tağutların istedikleri çeliştiği zaman Allah'ın emirlerini kulak arkası yapıp putların emirlerini yerine getirenler... Evet kendilerini müslüman ve Allah'ın dinine mensup zannedip de tüm bu fiilleri yapanlar kafalarını yastıklarından kaldırıp bir an önce uyanmak ve ne kadar büyük bir şirk bataklığının içinde olduklarını görmek zorundadırlar")(Yayıncı. S. Kutub, age. syf:l 14)

    Bilinmelidir ki ibadet; kanunlar, yasalar, haramlar ve helallerden meydana gelmektedir. Bu kanun ve yasalar şayet Allah'tan alınırsa o zaman ibadet Allah için yapılmış demektir. Şayet bu yasalar beşer tarafından düzenlenmiş ise ubudiyet yani ibadet beşeredir. Velev ki insanlar namaz kılsalar, oruç tutsalar, dini vecibelerini yerine getirseler dahi...(kanun ve yasalarını Allah'tan almıyorlarsa Allah'tan gayrısına ibadet ediyorlar demektir.)(İbadet, yasal hükümlerde Kur'an'ın ayetlerine ve Resulullah'ın bu ayetler ile ilgili açıklamalarına uymaktır. Kişinin müşrik ve kafir olarak nitelendirilebilmesi için itikatla ve dini görevlerde Allah'tan başkasına yönelmesi şart değildir. Allah'tan gayrisini yasa ve hüküm koyma noktasında yetkili görmek gibi bir davranış: sahibini Allah'a karşı müşrik konumuna düşürür. Sırf bu hareket bile sahibini mü'minlerin cemaatinden çıkarıp müşriklerin saflarına katmak için yeterlidir.)

    Bu, çok açık ve kesin olan bir konudur. İçinde tereddüt ve karmaşıklık yoktur. Tüm alimler şu konuda ittifak etmişlerdir. "Kim ki haramı helal yaparsa kâfir olur. Ve yine kim ki helali haram yaparsa o da yine kafir olur." Zaten beşeri sistemler de haramı helal, helali de haram yapmaktan ibarettirler. Acaba onlara kanun çıkarma iznini Allah mı vermiştir, yoksa onlar Allah' a açık bir iftira mı atıyorlar?

    Allah'u Teala Tevbe suresinin 31. ayetini şu şekilde tamamlamıştır: "Oysa ki hepsi ancak bir olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı, ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O onların ortak koştukları her şeyden münezzehtir."

    Bilinmelidir ki; kanunları ve hükümleri Allah'tan başkasından almak tevhide zıttır. Çünkü kanun yapan, hüküm veren yalnız Allah'tır. (Ama buna rağmen toplumlar) kulların getirdiği kanunlara itaat ederek ve o kanunları hayatlarına tatbik ederek Allah'a şirk koşmaktadırlar. Bu mesele açıkça şu ayetten de anlaşılmaktadır.

    "...Hüküm ancak Allah'ındır. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretti. Doğru ve sabit din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Yusuf Suresi: 12/40)

    illa edatı nefiyden sonra gelince hasr ifade eder. Dolayısı ile ayetin manası şu şekilde olmaktadır: "Hüküm verme yetkisi yalnızca Alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir. İşte hak olan din budur, işte ibadet de budur."

    Rasulullah' in ashabı, bu manaları çok iyi anlamışlardı ve onların zihninde bu manalar gayet açıktı. Allah ve Resulüne iman edip Kur'an-ı bir tarafa atan, sonra da beşeri sistemlere razı olan bir insan tipini onlar tasavvur bile edemiyorlardı. Onlar, aşağıdaki ayeti okudukları zaman, Allah ve Resulüne iman edip sonra kendi hevasına göre kanun çıkaran bir müslüman şahsiyeti kalplerinden dahi geçirmiyorlardı.

    "Kim Allah'ın indirdikleri ile hüküm vermezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir." (Maide Suresi, 5/44)

    Bundan dolayıdır ki tefsirleri okuduğun zaman, İbn-i Abbas, İbn-i Mes'ud, Huzeyfe vs. gibi âlimlerin buna benzer ayetleri tefsir ederlerken, zulmeden hâkimlere hamlettiklerini görürsün. Ama Allah'ın şeriatını tümüyle reddetmek, insanların kanlarıyla, ırzlarıyla ve mallarıyla ilgili konularda Can Anton, Napolyon v.b gibilerinin kanunlarıyla hükmetmek ve daha sonra da Müslüman olduğunu iddia etmek sahabelerin zihninden kesinlikle geçmiyordu. Bu konu bu şekilde selef ve halef âlimlerinin zihinlerinde, açıklığını kesinlikle korumuştur. Ta ki Napolyon askerlerinin topukları Ezher'in başına gelene kadar... Mehmet Ali Paşa İslam nizamını yıkmaya başladı. Bu dini muhtevasından uzaklaştırdı. Bazı heyetleri Fransa'ya gönderdi. Heyetler yeni bir fikir ile geriye döndüler. Fransa kanunlarını insanların hayatlarına uygulamak için tercüme ettiler. Ama bununla birlikte bazı İslam şiarlarına ve minberlere karışmadılar. Çünkü minberlere ve şiarlara karışmak ahmak hâkimlerin işidir. Bizim memleketimizin hâkimleri gibi... Ama İngiliz ve Fransızlar toplumun ayaklanmaması için akıllıca davrandılar. Allah'ın dinini yavaş yavaş tahrif etmeye başladılar. Ceza kanunu, ticaret kanunu, medeni kanun gibi tüm kanunları değiştirdiler. Ancak evlenme ve boşanma hakkındaki kanunları değiştiremediler. Çünkü onlar, hıristiyanların ayaklanmasını istemiyorlardı. Zira hıristiyanlar kendi kanunları hariç başka kanunları reddediyorlardı.

    Kendi hevasına göre Allah'ın şeriatının yerine kanun vaaz edenlerin muhakkak ki zihinlerinden, şu zaman için bu kanunların Allah'ın kanunlarından daha üstün olduğu geçmektedir. Bu da açık bir küfürdür. Bu noktada hiçbir müslümanın şüphesi yoktur. Bu konuda sabah namazı 3 rekâttır diyen ile katilin cezası 1 sene hapistir diyen arasında hiçbir fark yoktur. Ve yine zina edenin cezası altı ay hapistir diyen ile oruç tutmak insanlar üzerine haramdır diyen arasında hiçbir fark yoktur. Bu mesele hakkında yaşadığımız asırda fetva veren bir çok âlim olmuştur. Allame Ahmed Şakir ve kardeşi Mahmud.Şakir bunlardan bazılarıdır. Onlar şöyle demişlerdir:" Beşeri sistemlerle amel etmek apaçık küfürdür. Bu konuda zerre kadar şüphe yoktur. Bu beşeri sistemlerin gölgesinde hâkimlik görevine atılmak kökten batıl olup hiçbir doğru tarafı yoktur."

    1972 yılında doktora için Mısır'da olduğum sıralarda tekfir konusunda çok açık ihtilaflar ve bölünmeler olmuştu. Bu ihtilaflar arasında bu konu beni de çok meşgul etmişti. Resulullah'ın metoduna, bu dinin akidesine göre güzel bir görüşü çıkarmak için fıkıh-usulü fıkıh kitaplarına daldım ve Allah'ın ayetlerinden şu sonucu çıkardım:

    " Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve bir de Meryem oğlu Mesih'i rabler edindiler. Oysa ki hepsi ancak bir olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı, ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O onların ortak koştukları her şeyden münezzehtir." (Tevbe Suresi, 10/31)

    İnsanların yeryüzünde Allah'ın hükmüyle hükmetmeyen tağutlara ibadet etmesi ciddi bir tehlikedir. Büyük bir şirktir. Böyle bir fiil sahibinin İslam dairesinden çıkmasına sebep olur. İslam ümmetinin başına böyle büyük bir bela tarih boyunca gelmemiştir. Aslen bu musibet Hulağu Bağdat'a girdikten sonra ümmetin başına gelmiştir. Daha sonra Cengiz Han Yes'ak adındaki kanunlarını millete tatbik etmek için Ürdün, Filistin ve Şam'a yönelmiştir. Bu konuda İbn-i Kesir der ki:

    "Kim neshedilmiş (kaldırılmış) şeriatlara muhakeme olup, Muhammed bin Abdullah'a nazil olan şeriatı terk ederse muhakkak kafir olur. Acaba bu Yes'ak kanunlarına muhakeme olanın hükmü nice olur. Tüm müslümanların cimaıyla bunun küfründe şüphe yoktur." (El-Bidaye Ve'n-Nihaye. 13/118 14)

    Âlimler bu konu üzerinde açık bir hüküm vermişlerdir. Hatta bazı âlimler "Kim ki; Yes'ak kitabını eline alıp bu kitapla hüküm verirse ve bu kitaba ile muhakeme olursa muhakkak ki kâfir olur" demişlerdir.

    Hulağu inşaların (mahkemeleşmesi için) iki mahkeme kurmuştu. Birincisi; İslâm ile hükmediyordu, ikincisi ise; Yes'ak kanunları ile hükmediyordu. Müslümanların, Yes'ak mahkemesine gidenlerin küfrü hakkında şüpheleri yoktu. Muhakkak ki Hulağu günümüz hâkimlerinden daha insaflı idi. Çünkü günümüz hakimleri insanları tek bir mahkemeye muhakeme olmaya zorluyorlar.

    Sonra Napolyon Mısır'a girdi. Bu dini Müslümanların kalbinden kaldırmak, bu dini yok etmek ve insanların yavaş yavaş küfre düşmesini sağlamak için Mehmet Ali Paşa'yı görevlendirdi. Ve ona Fransız bir danışman tahsis etti. Mehmet Ali Paşa yeni fikirler üretmek için Fransa'ya heyetler gönderdi. Gönderilenlerin arasında Ezher alimlerinden Rıfat Tahtavi'de vardı. Fransa'ya gittiği anda cübbeyi sarığı çıkarıp Fransız elbisesini giyerek batı medeniyetine hayran kaldı. Mısır'a dönerken (Tahlisil iblis fi telhisi Paris) isminde bir kitap yazdı. Kitapta rakstan bahsedip kendisinin raksı çok sevdiğini açıklıyordu. Fransız kanunlarının tercüme edilmesi için Mehmet Ali Paşa'ya rapor verdi. Sinsi, uyanık ve çok pis bir metot uyguladılar. O metot da şudur: Hayat ile ilgili meselelerde Fransız kanunlarını tatbik etmek, fakat mescitlere ve görünen dini şiarlara dokunmamaktır. Bu metot ile aydın ve cahil tabaka sinsice kandırılır. Böylece İslam, iç milleri tamamen bozulan ve sadece dış sureti kalan saate benziyordu. Bunun sonucunda toplumun ve insanların nefsinde ve de fikirlerinde dinin ruhu tamamen kayboldu.

    İslam hakikatinden ve özünden tahrif edilip hakikatsiz bir şekle dönüştürüldü.Kendi nevasına göre kanun yapmanın tehlikesi hususunda en kuvvetli delil Kudame bin Mezun'un kıssasıdır. Kendisi Ömer (ra) döneminde, içki içmişti. Hz Ömer'de O'na had uygulanmasını emrettiği zaman, "sen bana had uygulayamazsın. Çünkü Allah (cc) Kur'an'da şöyle buyurmaktadır" dedi ve şu ayeti okudu:

    "İman edip yararlı işler yapan kimseler bundan böyle (Allah'tan) korktukları, imanlarında sebat ettikleri, yararlı işler yapmaya devam ettikleri, sonra sakındıkları ve imanlarında iyice sağlamlaştıkları, yine sakınmakla beraber her yaptığını güzel yapan kişi mertebesine erdikleri takdirde, daha önce (haramı) tatmalarından ötürü kendilerine bir günah yoktur. Allah iyi davrananları sever." (Maide Suresi, 5/93)

    Hz. Ömer bu ayetin karşısında durakladı. Ve alim olan sahabeleri topladı. Hz. Ali buyurdu ki:"Kudame'ye soralım. Eğer içkiyi helal görüyorsa kafasını vuralım. Ama haram görüyorsa had uygulayalım." '

    Kudame'den içkinin hükmünü sordular. O da haram deyince had uygulamaya karar verdiler. İbn-i Teymiyye'nin söylediği gibi "Kim ki harama bakmayı helal görürse icmaen kafir olur. Ve kim de ekmeği haram yaparsa şüphesiz kâfir olur." Nefsin arzu ve isteklerine göre kanun koymak çok tehlikeli bir konudur. Bu da teşrii (yasama) demektir.

    Kanun yapmak, devletlerde hangi düzeyde olursa olsun ancak helal ve haram yapmaktır. Kim devlet içinde içkilere ruhsat verirse kâfir olur. Bundan dolayı görüyorsunuz ki devletin kanunlarına saygı göstermediler diye birahaneleri yıkan gençleri yakalıyorlar. O halde kesin olarak bilinmelidir ki: kim haramı helal ve helali haram yaparsa şüphesiz kafir olur.

    Bir haramı helal kılmak ile o haramı helal kılmaksızın işlemek apayrı bir konudur. Çünkü hayatı boyunca bir kişi içki içerse kâfir olmaz. Ancak hayatında bir kere dahi içki içmese ama bununla beraber içkinin helal olduğunu söylerse, şüphesiz kâfir olur ve nikâhı düşer. Bu kişinin yeniden iman etmesi gerekmektedir. Allah'ın kanunlarından başka kanun yapanlar ve bu kanunlara muhakeme olanlar hakkındaki dini hükmü şöyle sıralayabiliriz:

    1-Bu kanunları çıkarmayı emreden devletteki ilk hâkim kâfirdir ve İslam milletinden çıkmıştır.

    2-Allah'ın şeriatına zıt olan kanunları düzenleyenler hepsi kâfirdirler. (Lat ve Uzza'yı) koruyan kâhinlere benzerler. Bunlar Allah'ın dinine zıt olan sadece bir tane kanun dahi yapsalar kâfir olurlar.

    3-Parlemento: Parlementerlerden her hangi birisi Allah'ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal eden bir maddeye, bir kanuna destek verirse veya böyle bir kanunu imzalarsa İslam dininden çıkar. Mesela parlamenterler, cihat haramdır, camilerde toplanmak haramdır, iyiliği emredip kötülükten menetmek haramdır, mirasta kadın ile erkek eşittir, ikinci evlilik caiz değildir, boşama caiz değildir derlerse veya bu maddelerden herhangi birine destek verip onaylarlarsa kafir olur ve İslam milletinden çıkarlar.

    Bu konu incelenirken Arap ülkelerindeki parlamentolar ile Türk parlamentosundan görev itibarı ile farklı oluşu göz önünde tutulmalıdır. Arap ülkelerinin anayasaları asıl olarak Kurân-ı Kerim'dir. Ayrıca parlamentoya giden yolda günümüzde ki gibi açık şirk fiilleri işlenmemektedir. Ancak tüm bunlara rağmen yine de bu yapılardan uzak kalmak bizce hakka en yakın olandır, (y.y)

    Hâkimiyet yetkisini sadece Allah'a tahsis etmenin tevhidin aslı olduğunu belirten Azzam'ın bu noktadaki cehaleti mazur görmesi oldukça şaşılacak bir durumdur. Belki Abdullah Azzam'ın bahsettiği mesele dinin zaruri olmayan konuları hakkındaki cehalettir. Ama dinin aslı olan hakimiyet noktasında ki cehaletin mazeret olarak görülmesi hiç bir ilmi temele dayanmayan bir görüştür. Bu mesele hakkında Şehid Seyyid Kutub'un 17 nolu dipnotta mükemmel bir açıklaması vardır. Bilgi için bakınız.(y.y)

    4-Müslümanların en az kalpleri ile dahi olsa bu beşeri sistemleri reddetmesi gerekmektedir. Kim bu beşeri sistemlere kendi rızası ile muhakeme olursa, sabah namazını 3 rekat kılan imamın arkasında namaz kılan kimse gibidir. Fakat İslami toplumlar genelde bu beşeri sistemlerden razı değildirler. Bundan dolayı İslam!dan çıkmazlar. Çünkü bu sistemleri kalben reddederler. Üzerindeki zulmü kaldırmak için ve haklarını almak için bazen müslümanlar beşeri kanunlara muhakeme olmaya zorlanırlar. Fakat üstat Mevdudi şöyle buyuruyor: "Haklarımız ve mallarımız boşa gitse bile; bu mahkemelere başvurmaktan ve şikâyetlerimizi onlara arz etmekten daha hayırlıdır."

    '' Kur'an'ın açık naslar ile sabittir ki: tağuti mahkemelerde hangi hal üzere olursa olsun (ikrah hali müstesna) muhakemeyi olmayı istemek sahibini dinden çıkartan açık bir küfürdür. Yalnız bu meselede tağuta müracaat ile muhakemeyi karıştırmamak yerinde olacaktır. Küfür olan davranış Allah'ın indirdiklerine rağmen tağuti idarelere hak ile batılı ayırma noktasında yetki tanımaktır. Mesela miras taksiminde bu paylaşmayı tağuta bırakmak gibi... Fakat İslam'a zıt olmayan meselelerde haklarımızı korumak amacı ile tağutların kanunlarından yararlanmakta bir beis şoktur. Şu iyice bilinmelidir ki: kâfirlere. İslam'a muhalif emirlerinde itaat etmek başka, İslam'a zıt olmayan emirlerinde itaat etmek başkadır. Kâfirlerin kanunlarından faydalanmak amacıyla onların İslam'a zıt kanunlarına itaat etmek başka, onların kanunlarıyla muhakeme olmak veya onların her hangi bir meselede hüküm vermelerini istemek başkadır. Ancak en güzeli tağutlardan elden geldiği kadar uzak durmaktır, (y.y)

    Bizim, Allah'ın hükmüyle hükmetmeyeceklerini bildikleri halde bu tağutları seçip destekleyenler hakkındaki inancımız bunların İslam milletinden çıktığı yönündedir. Müslümanlara yapılan muamele bu tağutları seçenlere kesinlikle yapılmaz.

    Şu anda Benazir Butto'nun idaresi altında bulunan Pakistan'da yaşayan halk kitlesi tamamen hiç bir şey bilmeyen cahil insanlardan meydana gelmektedir. Cehaletlerinden dolayı özürlüdürler.

    Hakimiyet yetkisini sadece Allah'a tahsis etmenin tevhidin aslı olduğunu belirten Azzam'ın bu noktadaki cehaleti mazur görmesi oldukça şaşılacak bir durumdur. Belki Abdullah Azzam'ın bahsettiği mesele dinin zaruri olmayan konuları hakkındaki cehalettir. Ama dinin aslı olan hakimiyet noktasında ki cehaletin mazeret olarak görülmesi hiç bir ilmi temele dayanmayan bir görüştür. Bu mesele hakkında Şehid Seyyid Kutub'un 17 nolu dipnotta mükemmel bir açıklaması vardır. Bilgi için bakınız.(y.y)

    Fakat alimler ebediyen mazur sayılmazlar. Benazir ile birlikte olanlar onun Allah'ın hükmüyle hükmetmediğini bilip ve O'nun beşeri kanunları ile hükmedeceğini bildiği halde onu desteklerlerse kafir olur ve İslam dininden çıkarlar.

    Alim olsalar dahi.... Çünkü onlar dünya maslahatı ve heva nefsi için bilerek desteklemişlerdir. Nice alimler kesildi ve ihlaslı doğru müslümanlar paralı alimlerin fetvaları ile idam edildi. Çoğu zaman da bu idamlar yeryüzünün en büyük âlimlerinin(!) fetvaları ile gerçekleşti. Seyyid Kutub'un idamına El-ezher üniversitesinin âlimlerinin en büyüğü(!) fetva verdiği gibi. Ben müslüman kardeşlere çok nasihat ettim. Ölülere yönelmekle yapılan şirklerle uğraşmak yerine, dirilere yönelmekle yapılan şirklerle uğraşın. Çünkü ümmet dirilerle yapılan şirke müptela olmuştur, İşte insanları kendilerine taptıran hakimler. Çoğu alimler(!) ve cahiller onları destekleyip tağutlar tarafından verilen rütbelerle öğünürler. Bunun küfür olduğunu ve bunların çoğunun İslam dışı olduğunu bilmiyorlar. Allah'ın şeriatına zıt olan beşeri kanunlara kalben dahi de olsa rıza gösteren kafir olur. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

    "Kim ki eliyle onlarla mücadele ederse o mümindir. Ve kim ki diliyle onlarla mücadele ederse o mümindir. Ve kim ki kalbiyle onlarla mücadele ederse o da mümindir. Bunun dışında hardal tanesi kadar iman yoktur."

    Çalınan malı veya kaybolmuş hakkını aramak için Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeyen mahkemelere başvurmanın hükmü nedir? Hakkı kayıp olsa bile bu mahkemelere başvurmamak daha iyidir. Fakat hakkını kurtarmak için başka bir alternatifi olmayıp bu mahkemelere başvuran kimse de günahkar değildir.

    5-Hâkimler: İslam nizamını tatbik etmeyi temenni ettiği halde beşeri kanunları sevmemekle beraber uygulayan hakim fasık olur görevi haramdır. Fakat İslam'dan çıkmaz. "Hükmedenlerin sınıflandırılması: Hükmedenleri dört sınıfta toplayabiliriz;

    *      Allah'ın şeriatı ile hükmedip hiç bir konuda bu şeriatın dışına çıkmayan hâkim. Bunlar müslümandırlar.

    *      Allah'ın şeriatı ile hükmedip bazı konularda yanlış ictihad sonucu hataya düşen hâkim. Bunlarda ittifakla Müslüman olup hata ettikleri aman bir sevap alırlar.

    *      Allah'ın şeriatı ile hükmetmesine rağmen bazı meselelerde nefsine ve havasına uyduğundan dolayı Allah'ın hükmünü tatbik etmeyen hakim. Abdullah Azzam'ın yukarıda bahsettiği hâkimler bu gruba girmektedirler. Bu hâkimlerin yaptıkları bu davranış haram olup. İslam milletinden çıkmazlar Ancak yaptıklarının haram olduğunu bilmelidirler ve hüküm konusunda serbest olduklarına itikad etmemelidirler.

    *      AIIah'ın şeriatını tamamen terk edip. Beşeri kanunlarla hükmeden hâkimler, Günümüzün Türkiye'sindeki hakimler bu gruba girmektedirler. Bunlar her halükarda ittifak ile kâfirdirler.(y.y)

    6-Avukatlar: Avukatlar davayı beşeri mahkemelere götürenlerdir. Çalışmaları ve aldıkları maaşları haramdır. Hatırladığım kadarıyla Ürdün Üniversitesi Şeriat Fakültesinde yedi tane alim ile toplandık. Aramızda avukatlık görevi hakkında münakaşa geçti. Netice olarak şu şartlarla beraber helal olduğuna karar verildi.

    *      Allah'ın hükmüne zıt olan bir konuyu mahkemeye götürmeyecek.

    *      Avukatlığını yaptığı kişi mazlum olacak

    *      Konuyu mahkemeye götürdükten sonra müvekkilin zalim olduğu ortaya çıkarsa avukatlıktan çekilecek. Ama benim avukatlığın beşeri sistemler gölgesinde yapılmasının haram olduğuna kalbim mutmaindir.

    7- Bakanlar: Bu bakanlar kanun çıkarmıyorlar. Ancak olan kanunları uyguluyorlar. Onların bu görev ve maaşları haramdır. Fakat İslam'dan da çıkmazlar.(Bu konu günümüz şartları dâhilinde yeniden incelenmelidir. Geniş bilgi sonraki paragraflarda gelecektir, (y.y)


     
     

    Şehid Abdullah Azzam 

    Hakimyet Mefhumu adlı eserinden alıntıdır. 

    (Devamı gelecek İnşAllah...)

     



     
     

    Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
     


    BU KATEGORİYE SON EKLENENLER...


    Yorum ekle

    SÖZ SİZDE... YORUM YAPIN... SESİNİZİ DUYURUN!...
    Küfür, hakaret içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır. Yorumlarınızı lütfen 'KÜÇÜK HARF 'lerle yazınız. Editörü zor durumda bırakacak yorumlardan kaçınmanızı özellikle rica ederiz.


    Güvenlik kodu
    Yenile

    Hit: 1856

    Foto Galeri

    SON HABERLER

    Esad: El Kaide ile savaşıyoruz - Video

    Suriye’de sınır tanımayan Baas güçleri şehirleri bombalamaya ve çocuklar da... Devamını oku...
    El Kaide'den Suudilere ayaklanma çağrısı

    El Kaide lideri Suudi Arabistan vatandaşlarını iktidardaki El Suud ailesine... Devamını oku...
    Taraf: Zorda olan sensin aslanım

    ABD Gazetesi'nin Uludere haberini "Obama'yı seçim öncesi zora sokma gayreti"... Devamını oku...
    Hilal Kaplan ve 19 Mayıs Gerçeği - Video

    Yeni Şafak yazarı Hilal Kaplan'dan 19 Mayıs kutlamaları ile ilgili gerçekler... Devamını oku...
    ABD'nin "esir kampları" planı

    Kitlesel tutuklamalar üzerine sızdırılan bir belge ABD ordusunun binlerce... Devamını oku...
    Hollande'in "Afganistan politikası" Avrupa'yı korkutuyor

    Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı Hollande, Afganistan politikası nedeniyle... Devamını oku...
    Rusya'dan nükleer savaş uyarısı

    Rusya Başbakanı Dimitriy Medvedev, ülkelerin egemenlik haklarına müdahalenin... Devamını oku...
    'Hama affetti Humus affetmeyecek' - Video

    Şeyh Ra'ed El-Curi Humus Bab-ı Amr'dan Dünya'ya seslenerek kendilerini yok etmeyi... Devamını oku...
    NATO Suriye sınırında tatbikata başladı

    NATO, Ürdün'ün Suriye sınırına yakın bir bölgede 10 gün sürecek bir... Devamını oku...
    Sünni'ler Esad'a Desteğe İsyan Etti

    Lübnan'a sıçrayan Suriye kaynaklı çatışmalarda şu ana kadar 8 kişi daha... Devamını oku...
    İsrail'in El Kaide korkusu

    İsrail, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın devrilmesi sonrası El Kaide'nin... Devamını oku...
    Makineleşen Bir Topluma Doğru!

    İnsan hayatını kolaylaştırmak için gerekli ve gereksiz olarak icat edilen... Devamını oku...
    Afganistan'da 2 İngiliz asker öldürüldü

    İngiltere Savunma Bakanlığı, Afganistan'da öldürülen iki NATO askerinin... Devamını oku...
    Amerikan demokrasisi

    Wall Street eylemlerinden birinde çekilmiş bir kare... Amerikan polisi gösterici... Devamını oku...
    ABD, 18 aylık bebekten korktu

    Amerika'da Müslüman bir aile, 18 aylık bebekleri yasaklılar listesinde diye... Devamını oku...
    Fethul İslam'ın Dönüşü

    Lübnan'ın Trablusşam bölgesinde Esad yanlısı gruplarla bölge halkı arasında... Devamını oku...
    Suriye ordusuna ağır darbe: 23 ölü

    Raştan'daki çatışmalarda direnişçilerin 23 askeri öldürdüğü bildirildi. Devamını oku...
    Kafkasya Konferansı'nda Birlik Kararı - Video

    Dün İstanbul'da biraraya gelen Kafkas diasporası Kafkasya'daki Rus işgalini ve... Devamını oku...
    Kabil’de Arap Baharı’nın zuhuru

    Afganistan'da oyunun son aşamasında belirleyici anın geldiği görülüyor.... Devamını oku...
    Afganistan'da saldırı

    Afganistan İslam Emirliğinden yapılan açıklamaya göre kafirlere karşı... Devamını oku...

    Hicri Takvim ve Günün Ayeti

    29 Cemaziye'l-Ahir 1433
    VÂKI'A SÛRESİAyet - 83.
    Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize!
    Veda Hutbesi
    Veda Hutbesi
    Bismillahirrahmanirrahim

    EY İNSANLAR!

    Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
    İNSANLAR!

    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


    ASHABIM!

    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


    ASHABIM!

    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

    ASHABIM!

    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


    İNSANLAR!

    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

    İNSANLAR!


    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki
    hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


    MÜ'MİNLER!


    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
    MÜ'MİNLER!
    Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


    ASHABIM!

    Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

    İNSANLAR!

    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

    İNSANLAR!

    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
    İNSANLAR!
    Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

    "-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

    Şahid ol yâ Rab!
    Şahid ol yâ Rab!
    Şahid ol yâ Rab!

    Anket

    Ortadoğu'da Halk Ne İstiyor?