20 Mayis 2012 Pazar - 05:54:41
SON DAKİKA
  • Kayıt ol
    *
    *
    *
    *
    *
    (*) Isaretli alanlarin doldurulmasi zorunludur
  • Reklam
    Bu Nesil Kimin Ürünüdür?!...
    Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
    ZayıfEn iyi 
    İslami Yazılar
    Çarşamba, 04 Ocak 2012 23:41

    “EY iman edenler, kendinizi ve çoluk çocuğunuzu(ailenizi), yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun. O ateşin başında çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Et Tahrim Suresi:6)

     

    Resmi ideolojiyi esas alan her devlet, varlığını sürdürebilmek için eğitime önem vermek zorundadır. Türkiye’de mecburi temel eğitim, önce Fransız, daha sonra da Alman eğitim sisteminin taklidi olarak ortaya çıkmıştır. Seküler- laik karektere haiz olan mecburi temel eğitimin gayesini ‘ferdi, ictimai, beşeri ve iktisadi açıdan resmi ideolojiye uygun insanların yetiştirilmesi’ şeklinde ifade ettikleri malûmdur. 1948 yılından itibaren, Amerika’da uygulanan eğitim politikası ön plâna çıkarılmıştır. Dolayısıyla müslümanların çocuklarının; bu mecburi temel eğitim döneminde, tıpkı bir Amerikalı gibi yetiştirilmesi (pragmatizmi benimsemesi) esas alınmıştır. Boşadıkları hanımlarını sokak ortasında bıçaklayan veya internet ortamında ‘Annemi nasıl öldüreyim? Önerilerinizi bekliyorum’ diyen çocuklar, bu mecburi temel eğitimin ürünüdürler. Gece-gündüz alkol kullanan, mutluluğu eroin ve esrarda arayan profan-lâik neslin, uzaydan geldiğini söylemek mümkün müdür?

     “EY iman edenler, kendinizi ve çoluk çocuğunuzu(ailenizi), yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun. O ateşin başında çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Et Tahrim Suresi:6)

    İlahi ferman önce kendimizi sonra da mesul olduklarımızı ateşten korumamızı emrediyor. Kendini koruyamayan, başkasını koruyamayacağı gibi, kendi yaşamayan kişi başkasına nasihat edemez!. Çünkü kendisi uygulamıyorsa, başkasına tesir edemez!...

    Kendimizi ve ailemizi nasıl koruyacağız?

    Sadece bir elbiseye ihtiyacımız var. Kendisine ateşin etki etmediği bir elbise bu!. Bu elbisenin ne olduğu muhkem nassla haber verilmiştir:

     “Ey Adem oğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan ise takva elbisesidir. İşte bunlar Allah’ın ayetlerindendir, belki düşünür ibret alırlar.” (El A’raf suresi:26)

    Takva elbisesini giyerek yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten korunmak ve ailemizi de korumak!... İlahi emir bu iken bugün sokaklar, caddeler, okul önleri, kampuslar, çarşılar sel gibi ateşe doğru akan insanlarla dolu!. Bu konuda Süleyman Hilmi Tunahan Hocaefendi sorumluluğumuzu şu ifadelerle o günün gündeminde dile getirmiştir: “Evlatlarım! Bugün insanların pek çokları vadilerden akan sel gibi cehenneme doğru hızla akmaktadırlar. Nasıl ki bir afet olur ve dağda, derede sel ne bulursa alıp götürürse, dinsizlik, ahlâksızlık ve cehalet de insanları böylesine cehenneme götürüyor. İnsanlar bu selden kendilerine lâzım olanları kurtarmak için nasıl çırpınırlarsa, biz ve benim evlatlarım, ilim ve cihadla cehenneme gitmekte olan bu insanlardan elimizden geldiği kadar kurtarmaya çalışacağız”…

    Toplumun Tevhid ile ıslah olması, toplumun Tevhide dönüşmesi sorumluluğu Müminler üzerindedir. Günübirlik programlarla toplumun dönüşmesi mümkün değildir. Allah’ın koyduğu sınırlar içerisinde kapsamlı, bütün zamanları kuşatan projelerin sahibi olmak müminlerin omuzlarında bir sorumluluktur. Bunun bireysel çabalarla olması imkansızdır. Ancak cemaat olarak bu işin üstesinden gelinebileceğine dair, nebevi hareket metodunda “Davet ve kadro” konusu tek başına yeterli delildir.

    Mekke toplumunda Peygamberimiz Efendimiz (sav ) müslümanların sayıları kırkı bulunca kadrosuyla daveti açığa vurmuştur. Bizler ise sayımız kırkı bulunca kırka bölünüyoruz. Sebebi, toplumsal sorumluluğumuzu sayıya vurarak üzerimizden atmak mıdır bilinmez, ama insanın bu gidişle o sahabe topluluğunu, dayanışmasını, kardeşliğini ve hep beraber davayı sahiplenme fotoğrafını bir daha görebilme umudumuz git gide zayıflıyor. Ve ne yazık ki, “olamadığımızdan” nesillerimiz kayıp gidiyor ellerimizden!. Kahır ekseriyetin kendini Müslüman olarak adlandırdığı bir ülkede, fitne fücur her tarafı sardı. Bir kötülük gördüğümüzde elimiz, dilimiz hiç olmazsa kalbimiz harekete geçmeliydi.

    Böyle buyurmuştu Hz. Peygamberimiz (sav); “Sizden biri bir kötülük gördüğünde, gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Onu da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle buğz etsin. Fakat bu, imanın en zayıf mertebesidir.“ (Sünen-i Tirmizi-K.Fiten, 11)…

    Kötülüklerin yayılmasının sebebi yeterince yapmadığımız çalışmalar olmasın sakın?!. Tulû emelin dayanılmaz uykusundan kalkarak fitne ve fesada karşı bir duruş sergilemek zorundayız. Allah’ın ipine (hablûllah’a) sımsıkı sarılmadığımız müddetçe, İslâmi anlamda değişimi sağlamamız mümkün değildir. Tevhid birlemek olduğuna göre, hep birlikte yani, “Tevhid” ile topluma renk verme kimin göreviydi sahi?!.

    Tevhid toplumunu değerlendirdiğimizde en belirgin örnek asrı saadettir. Yani saadet asrı. Saadet asrında sahabe-i kiram kimi zaman karınlara taş bağlanmış, kimi Allah yolunda yürümekten ayakları şişmişti!.. Ama onlar saadet devrini altın harfler ile yazıyorlardı tarihe!.. Bazı çevreler ”Onlar sahabe idi“ gibi söylemlerle kendilerini ikna etmeye çalışıyorlar. Allahü Teâla (cc) hayırlı ümmet olmanın zaruri şartlarını haber veririrken, ‘insanlara iyilikleri etmetmeyi ve onları kötülüklerden’ alıkoymanın önemini hatırlatmıştır. Ya şimdi!... Yaşadığımız süreçte ebeveynlerin evlatlarından dolayı duydukları memnuniyetsizlik her geçen gün artıyor. İnsana ait değerlerin erozyonudur genel anlamda yaşadığımız. Ahlaken çektiğimiz sıkıntılar sosyal, siyasi, ailevi kısacası her alanda, hayatın tüm bölümlerinde insanlığı acıtıyor!.

    Eğitim denilince akıllara okullar geliyor!. Seküler-lâik anlayış için okul demek, eğitim yuvası değil daha çok diploma ve dünyalık elde etme, bir anlamda kariyer kazanma yeri olarak görülmektedir. İslâmi eğitimin temel hedefi ‘mükellefe Allah’ın razı olacağı davranışları kazandırmaktır’, tek kelimeyle muttaki insanların yetişmesini sağlamaktır.

    Okullar, eğitim fonksiyonunu görse idi okulların, hatta yüksek okulların çokluğuna rağmen fuhşun, fitnenin, hırsızlığın, ahlaksızlığın tavan yapması; aile yuvalarının hızla parçalanması ve bunda durmadan artış olması yaşanmazdı!.

     Diğer tarafta büyük katliamların sahiplerinin bir çoğunun üniversite mezunu olması, bir diğerinin kişisel haklarını kısıtlayanların diplomalı olması, okulların eğitim mekanı ol(a)madıklarının delili değil midir?!.

    Okullarda Allah’ın adı ile başlanılmasına karşı olanların, modern bir dünya inşa edeceğiz vehminden hareketle, nesillerimizi yenilmiş ekin yaprağı gibi heder etmeye devam ediyor!. Zalim politikacının keyfiyeti muhkem nassla haber verilmiştir:

     “İş (iktidara) başına gelince yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye koşar!.. Allah bozguncuları hiç sevmez.”(El Bakara suresi:205) buyurulmuştur. Ekini, hormon ve genetiğiyle oynanmış tohumlarla helak ettiler. .

     Neslimiz!. Ya bizim dediğimiz neslimizin ellerimizden kayıp gitmesi!?…

    Güneşin ulaşılamadığı gibi ulaşamadığımız neslimiz!. Şimdi hemen Nuh (as)’un oğlunu hatırlayarak, nefsi rahatlığa ulaşmadan önce Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) haber verdiği hakikati hatırlayalım:

    “Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar, sonra onu terbiye eden ana-baba, Yahudi iseler Yahudi ahlakıyla; Hıristiyan iseler Hıristiyanlıkla,  ateşperest iseler Mecusilikle ahlaklandırır.“(Sahih-i Buhari)

    Bu nebevi ikazdın yola çıkarak “Çocuklar İslam fıtratı üzere doğar, ebeveynler onları anarşist, demokrat, laik, Kemalist, Modernist yapar” dersek, hadisi manasından uzak anlamış olmayız. Dolayısıyla, İslam fıtratı üzere doğan çocukların iyi birer Muvvahhid olmaları ebeveynin sorumluluğunda. Mükellef olduktan sonra bilinçli küfrü seçenlere Hz. Nuh’un oğlu örnek verilebilir ama kendi ellerimizle, gayr-i meşû düşüncelerle büyüttüğümüz çocuklarımızın sorumluluğu elbette bizlere aittir!...

    Dünyalık kaygılarla, İslamî meselelere yürüttüğümüz akli fetvalar, takva elbisesini fileli hale çevirdi!.Oysaki şer’i kaynaklar belli idi. Din tamamlanmış, her konu açıklığa kavuşmuştu. Bizlere düşen sadece uygulamaktır. Güncel bazı meselelerin cevabını da ehlinden öğrenecektik, usûl bu idi. Ama!. Her iki âlemde saadete ermeye çalışan Müminlerin, hesap gününü inkar edenler gibi hayat yaşaması, eşyayı değerlendirmesi neticesinin acı sonuçlarıyla karşı karşıyayız!. Cahiliye teberrücünden uzak duran, haremlik-selâmlık şiarına uyan Hanımlar, evlerini ‘Darûl’l Erkam’ gibi eğitim yuvası haline getirmelidirler.

    Eşlerini taksit yükü altına sokmaktan vaz geçip, ihtiyaç ve zaruret olanla iktifa ederek, neslin kazanılmasına parasını, vaktini, tecrübesini kullanmalıdır. Beylerimiz de kavvam sıfatıyla hareket ederek aile eğitimini ilk sıraya alarak ciddiyetle işe eğilmeli değiller mi!.

    Bizler ilmi ‘peygamberlerin bıraktığı miras’ olarak değerlendiren bir dinin mensuplarıyız. İlim, hakikate uygun olan bilgidir.

    Sadece okumak,eğitimli olmaya yetmiyor. Öğrenim gören, fakat öğrendiklerdiyle amel etmeyen insanların durumu muhkem nassla haber verilmiştir:

    “Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların (hükümleriyle amel etmeyenlerin) durumu kitaplar taşıyan eşeğin durumu, gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan topluluğun durumu ne kötüdür! Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.” (El Cuma Suresi:5)

    Değilse, insan sormadan edemiyor: Kim bu sokakları dolduran, nahoş davranışları rahatlıkla sergileyen gençler?. İffet ve hayayı şehirden sürgün eden yığınlar kimin eseridir?!. Kim bu su gibi içki tüketen, mutluluğu hapta, eroinde arayan yığınlar?!. Kimin bu huzur, saadet, sükun bulunamayan evler?!.

    Kim bu Anne ve babalarını yaşlılar evine terk edenler?!. Kimin eseridir bu toplum, bu kayıp nesil kimin?!...

     Sabiha Ateş Alpat 

     

    Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon
     


    BU KATEGORİYE SON EKLENENLER...


    Yorumlar  

     
    +1 #1 Xan 10-01-2012 22:28
    Allah sizlerden razı olsun.

    Ne yazıkki bizim eserimiz. Allah'ın bize emrettiği gibi ve bizi kitabın da övdüğü gibi vasat bir ümmet olmadık. Hayrı emr etmez olduk, kötülüklerden alıkomymadık ...
    Ama masallah yazınız, yalnız kalan Ibrahim a.s. gibi bir ümmet. Hayra çağıran bir ümmet ... Allah'a çağıran bir ümmet.

    Dua ve Saygılarla.
    Alıntı
     

    Yorum ekle

    SÖZ SİZDE... YORUM YAPIN... SESİNİZİ DUYURUN!...
    Küfür, hakaret içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır. Yorumlarınızı lütfen 'KÜÇÜK HARF 'lerle yazınız. Editörü zor durumda bırakacak yorumlardan kaçınmanızı özellikle rica ederiz.


    Güvenlik kodu
    Yenile

    Hit: 599

    Foto Galeri

    SON HABERLER

    Esad: El Kaide ile savaşıyoruz - Video

    Suriye’de sınır tanımayan Baas güçleri şehirleri bombalamaya ve çocuklar da... Devamını oku...
    El Kaide'den Suudilere ayaklanma çağrısı

    El Kaide lideri Suudi Arabistan vatandaşlarını iktidardaki El Suud ailesine... Devamını oku...
    Taraf: Zorda olan sensin aslanım

    ABD Gazetesi'nin Uludere haberini "Obama'yı seçim öncesi zora sokma gayreti"... Devamını oku...
    Hilal Kaplan ve 19 Mayıs Gerçeği - Video

    Yeni Şafak yazarı Hilal Kaplan'dan 19 Mayıs kutlamaları ile ilgili gerçekler... Devamını oku...
    ABD'nin "esir kampları" planı

    Kitlesel tutuklamalar üzerine sızdırılan bir belge ABD ordusunun binlerce... Devamını oku...
    Hollande'in "Afganistan politikası" Avrupa'yı korkutuyor

    Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı Hollande, Afganistan politikası nedeniyle... Devamını oku...
    Rusya'dan nükleer savaş uyarısı

    Rusya Başbakanı Dimitriy Medvedev, ülkelerin egemenlik haklarına müdahalenin... Devamını oku...
    'Hama affetti Humus affetmeyecek' - Video

    Şeyh Ra'ed El-Curi Humus Bab-ı Amr'dan Dünya'ya seslenerek kendilerini yok etmeyi... Devamını oku...
    NATO Suriye sınırında tatbikata başladı

    NATO, Ürdün'ün Suriye sınırına yakın bir bölgede 10 gün sürecek bir... Devamını oku...
    Sünni'ler Esad'a Desteğe İsyan Etti

    Lübnan'a sıçrayan Suriye kaynaklı çatışmalarda şu ana kadar 8 kişi daha... Devamını oku...
    İsrail'in El Kaide korkusu

    İsrail, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın devrilmesi sonrası El Kaide'nin... Devamını oku...
    Makineleşen Bir Topluma Doğru!

    İnsan hayatını kolaylaştırmak için gerekli ve gereksiz olarak icat edilen... Devamını oku...
    Afganistan'da 2 İngiliz asker öldürüldü

    İngiltere Savunma Bakanlığı, Afganistan'da öldürülen iki NATO askerinin... Devamını oku...
    Amerikan demokrasisi

    Wall Street eylemlerinden birinde çekilmiş bir kare... Amerikan polisi gösterici... Devamını oku...
    ABD, 18 aylık bebekten korktu

    Amerika'da Müslüman bir aile, 18 aylık bebekleri yasaklılar listesinde diye... Devamını oku...
    Fethul İslam'ın Dönüşü

    Lübnan'ın Trablusşam bölgesinde Esad yanlısı gruplarla bölge halkı arasında... Devamını oku...
    Suriye ordusuna ağır darbe: 23 ölü

    Raştan'daki çatışmalarda direnişçilerin 23 askeri öldürdüğü bildirildi. Devamını oku...
    Kafkasya Konferansı'nda Birlik Kararı - Video

    Dün İstanbul'da biraraya gelen Kafkas diasporası Kafkasya'daki Rus işgalini ve... Devamını oku...
    Kabil’de Arap Baharı’nın zuhuru

    Afganistan'da oyunun son aşamasında belirleyici anın geldiği görülüyor.... Devamını oku...
    Afganistan'da saldırı

    Afganistan İslam Emirliğinden yapılan açıklamaya göre kafirlere karşı... Devamını oku...

    Hicri Takvim ve Günün Ayeti

    29 Cemaziye'l-Ahir 1433
    KAMER SÛRESİAyet - 25.
    “Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir.”
    Veda Hutbesi
    Veda Hutbesi
    Bismillahirrahmanirrahim

    EY İNSANLAR!

    Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
    İNSANLAR!

    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


    ASHABIM!

    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


    ASHABIM!

    Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

    ASHABIM!

    Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


    İNSANLAR!

    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

    İNSANLAR!


    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki
    hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


    MÜ'MİNLER!


    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
    MÜ'MİNLER!
    Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


    ASHABIM!

    Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

    İNSANLAR!

    Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

    İNSANLAR!

    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
    İNSANLAR!
    Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

    "-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

    Şahid ol yâ Rab!
    Şahid ol yâ Rab!
    Şahid ol yâ Rab!

    Anket

    Ortadoğu'da Halk Ne İstiyor?