İşkence ve Zulüm: her bir azanın dile geleceği o günde bedenin Allah’a şikayetidir.
Hicret: bir inkılaptır ölü ruhları dirilten/ diriliş, direniş ve yeniden doğuşun ayak seslerini duymaktır.
Şehadet: bir özlemin ardı sıra sürüklenmek ve vuslatın visale ermesidir hasret yurdunda.
Meryem; bütün bu esasları bilip İslami bilince sahip ve bu esaslara göre hayatına yön veren “Meryem” gibi muvahhide ve mücahide bir kadın, İslama girmesi ve bütün peygamberlerin daveti olan “tevhid”i kabul etmesiyle başlamıştı hayatının çilesi ve meşakkati O’nun için.
Yaşamış olduğu zorluklar, görmüş olduğu işkence ve zulüm yıldırmamıştı onu davasından yılmayacaktı yılmamalıydı, aksine zalimlerin zulmü, imanına güç; sabrına sebat katıyordu Allah (subhanehu ve teala)’nın şu ayetini çok iyi anlamıştı Meryem bacımız:
“(Onlar) buradada kıyamet gününde de lanet (cezasına) tabi tutuldular. Verilen bu ikram ne kötü bir ikramdır.” (Hud, 99)
Allah’ın vaadi haktır, Allah (c.c.) eninde ve sonunda bu dini yer yüzüne hakim kılacaktır.
“Velev kafirler istemeseler bile”.
Meryem ise mücadelesine devam etmeye and içmişti bir kadın olarak dinin hakim kılınmasında küçükte olsa bir pay sahibi olmak için. Başına gelenlere sabretmesi ve teslim olmasi gerekiyordu çünkü yaşadıkları, Rabbinden bir imtihandı onu sınayan herşeyin bir bedeli vardı dünyada ve ahirette. Bu dünyada ne olur bilinmez ama bu çilenin ahiretteki bedeli ise “altlarından ırmaklar akan cennetler”di vaadedilen.
1962 yılında Groznide doğmuştu Meryem, kendisini bekleyen çilelerden habersiz, gülerek açmıştı gözlerini bir gün ağlayarak terk edeceği bu şehre, genç kızlık yıllarında silah ve bomba sesleriyle büyümüş bir savaşın kızıydı O!
Genç yaşda hidayete erdikten sonra 2000 yılında bir mücahid ile hayatını birleştirir ve artik davasında tek değildir. Meryem eşiyle tek yürek, tek yumruk olarak dinin hakimiyeti için üzerlerine düşen görevi yapmaya yemin ederek başlarlar mücadelelerine. ilk olarak eşini gönderir cepheye ve Hacer misali sabırla teslim olur Rabbine. Eşi, mücahid arkadaşları ile gelir her daim, evleri ise Erkamın evi gibi işlev görür dava adına, orası sadece davet merkezi veya barınak değil aynı zamanda yaralılara hizmet veren bir hastanedir.
Herseyi göze almışlardır. Bütün bunları yaparken ve 2006 yılında bir sabah vakti acı siren sesleri ile uyanır yatağından, evinin etrafı sarılmış adeta “artık kaçacak yerin yok” der gibiydi siren sesleri, ama o bütün korku ve endişesini içine atarak kafirlerin karşısında dik durması gerektiğini hatırlar ve öylede yapar.
Kafir Rus askerleri kapıyı kırarak içeri girerler ve karşılarında dirayetiyle dimdik duran kadının ellerine kelepçe takıp sert itiş kakışlarla arabaya bindirip uzaklaşırlar meçhule doğru.
Uzun süre sorguda kalan Meryem’in konuşmayacağını anlayan zalimler çareyi işkence odasında ararlar. Meryem’in iki serçe parmağından oldukça yüksek volt elektrik verirler fakat Meryem yine konuşmaz, fakat yapılan işkenceler de dayanılacak gibi değildir ve “Allah için bunu bana yapmayın” demesine karşın “sen kimsinde biz seni dinleyeceğiz” diyerek konuşturmak için işkence ve zulümlerine 24 saat aralıksız devam etmişlerdir.
Meryemin konuşmamaya yeminli olduğunu gördüklerinde ise işkenceyi bırakır ve hücreye atarlar, 3 gün hücrede kaldıktan sonra meryemi serbest bırakırlar. Tekrar içeri alınacağını bilen Meryem, Mücahidlerin yardımı ile Azerbaycan’a gider. Erkeklere missal olası Meryem, yurdundan ve yuvasından uzak bir yerde eşinin şehadet muştusuyla sarsılır ama dirayetini hiç kaybetmez, “Senden geldik ve sana döneceğiz Yarab” bana Hacer misali bir sabır ver diye dua eder.
Azerbaycan’da 1 kac yıl kaldıktan sonra Türkiye’li müslümanların kendisine yardımcı olacağını düşünerek Türkiye’ye gelir, üç senedir Türkiye’de bulunan Meryem, zalimlerin reva gördüğü elektrik şokundan ötürü hasar gören kara ciğerinden tedavi görmektedir.
Dünyanın her yanında olduğu gibi burada da bu davaya gönül vermiş insanların olması mutlu ediyor elbet kendisini, zira Hadis-i Şerifte buyruldugu gibi;
“Onlar bile bir birlerinin dostu ve yardımcısı iken eğer siz bir birinize yardımcı olmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne ve fesad olur”
Türkiye’li müslümanlarin ellerinden geldiği kadar yardımcı olduklarını ifade ederek “bizim hiç bir şeye ihtiyacımız yok, tek isteğimiz vatandaşlık alabilmek, bu işe normal bir vatandaşın yapabileceği bir yardım elbet değil” diyor ve Türkiye’yi yöneten siyasilere çağrıda bulunuyor Meryem.
Tüm müslümanlara son çağrısında ise şunları söylüyor Meryem; “and olsunki bizler Rusları, bize zulmettikleri veya evlerimizi başımıza yıkıp ailelerimizi, eşlerimizi, çocuklarımızı katlettikleri için değil Allah’ın kanunlarına ve onlar da dahil bütün alemlerin Rabbine karşı geldikleri için sevmiyoruz, dünyanın dört bir yanında esir alınmış tüm bacılarıma Allah’tan nusret, izzet ve zafer diliyorum. Sabredin bacılarım fetih yakındır.”
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
“Zalimler nasıl bir inkılapla devrileceklerini elbet bir gün görecekler” (Şuara-227)
Ey Allah’ın, kendilerine hazinesinden mülk verdiği zenginler; Allah yoluna dönüp muhtaçlara yardım edin İslamı seçip onun kulpuna sımsıkı sarılınkı kurtuluşa eresiniz, Allah’ın tek bir yolu var başka yolu yoktur, yaptığınız amelleri kendi nefisleriniz için değil Allah rızası için yapın diyerek cağrısına son veriyor Meryem bacımız.
Allah (c.c.) Kuran-ı Keriminde şöyle buyuruyor;
"(islama hizmette) öne geçen muhacirler ve ensar ile iyilikte onlara uyanlar varya, Allah onlardan razı olmuştur onlarda ondan razı olmuşlardır Allah onlara altından ırmaklar akan ve içinde ebedi kalacakları cennetler hazırladı, bu en büyük kurtuluş ve saadet’tir.” (Tevbe, 9/100)
Meryem, mü’minlerin hayat düsturu olan Kur’an-ı Kerimin ona yol göstereceğini biliyordu, okuduğu ayetleri, kalpleri Allah’ın nuruna mühürlenmiş olan insanlar gibi sadece okuyup geçmiyordu, okuduklarını hayatına tatbik etmeye çalışan bir bacımız. Onun hayatını en fazla etkileyen, hayat düsturu olarak Kabul ettiği Kur’an’dan şu ayet adeta hayatında şiar olmuştu;
“iman edenler hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenler Allah katında derece bakımından daha büyüktür işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir” (Tevbe, 9/20)
Meryem, gözlerini sevgiyle açtığı dünyada işkenceyi, zulmü, hicreti ve cihadı gördü şimdi ise şehadeti beklemekte…
Büşra Şimşek/ Takva Haber


Twitter
Digg
Del.icio.us
Googlize this
Facebook



















Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için