Globalleşen dünyanın globalleşen insanlarına... değer yargılarını kaybetmiş ve referans noktaları değişkenleşmiş kitlelere... bu durum karşısında nebevi bir ahlak üzere hareket etmenin isteği ve heyecanıyla bir şeyler yapmaya çalışan kardeşlerime.. bilmeden ve istemeden global katillerin yardımcıları olanlara... zulümlere karşı gözlerini kapatanlara... bahaneler üretip kendilerini helaka götürenlere.. dili uzun, kitap yüklü merkeplere.. dilsiz şeytanlara...ve dava adamlarına... ve davetçilere.. kısacası istisnasız tüm insanlığa...
İlk yazımda insanların olayları değerlendirmedeki referans kaynaklarını ve değer yargılarını konu almak istedim...küreselleşmeye doğru giden dünyamız insanlarının vahim durumunun giderek dışa vuruluşu oldu beni buna iten başlıca sebep..
İnsanların bakış açıları ve anlayış biçimleri çok ilginç ve anlaşılmaz bir hal almış durumda. kendiyle tezat içine düşmüş zamane insanı, nedense an be an kendi hareketlerini sözleriyle , sözlerini de hareketleriyle yalanlamaktadır.. Özellikle kendilerini İslama nispet eden bazı insanların hayatları ve hayat anlayışları ile İslam arasında, doğu ile batı arası kadar fark vardır.. ALLAH subhanehu ve teala şöyle buyurur: Hayır! Rabbine andolsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar.(Nisa-65) Bu ayet hayatımızdaki işleri, olayları, kavramları, olguları vb.'yi tefekkür, tasvir, tatbik, analiz ve değerlendirme işlemlerimizde referans alacağımız noktayı herhalde en güzel açıklayan ayetlerdendir.. Ama günümüzün bazı basiretsiz insanları, bu anlayıştan nasiplerini alamamışlar gibi durmaktadırlar.. evet.. önlerine bir olay çıkar.. bir olgu bir kavram bir davet gelir önlerine.. önlerine gelen bu şeyi değerlendirirken ailelerinin çıkarlarını düşünürler, kariyer durumlarını ve sosyal hayattaki statülerini işe katarlar.. kendi duygularını hayallerini ve isteklerini şöyle bir yoklarlar.. yani İslam dışındaki diğer her şeyi referans alabilirler duruma göre.. ancak iş İslama gelince yüzler ekşir.. nefisler sanki göğe doru yükseliyormuş gibi sıkışır.. beyin hücreleri hemen İslam süzgecinden kurtulmanın ve alternatif aramanın velvelesiyle hızlanır.. vicdan hemen kendini İslama nispet eden bedeni yalancı çıkarmamak ve kendini rahatlatmak için bahaneler üretmeye çalışır.. ve ALLAH s.v.t. yukarda aktardığımız ayetten önceki ayetler de şöyle buyurur:
60- Gerek sana ve gerekse senden öncekilere indirilen kitaplara inandıklarını ileri sürenleri görmüyor musun? Bunlar karşı çıkmakla, tanımamakla emredildikleri Tağutun hakemliğine başvurmak istiyorlar. Şeytan onları koyu bir sapıklığa düşürmek istiyor.
61- Onlara `Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e geliniz' dendiğinde o münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.
62- Peki, nasıl oluyor da kendi elleri ile işledikleri kötülük yüzünden başlarına bir musibet gelince sana koşarak `Biz sadece iyilik yapmak, uzlaşma sağlamak istemiştik' diye Allah adına yemin ederler.
63- Allah onların kalplerindeki kötü duyguları iyi bilir. Onlara aldırış etme, öğüt ver, kendileri hakkında içlerine işleyecek etkili sözler söyle onlara.
64- Biz gönderdiğimiz her peygamberi, Allah'ın izni ile, mutlaka kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar nefislerine zulmettiklerinde sana gelerek Allah'tan af dileselerdi ve Peygamber de onlar adına af dileseydi, Allah'ı tevbeleri kabul edici ve merhametli olarak bulacaklardı.
ALLAH subhanehu ve teala, kendi dininin kaynaklarından(kuran ve sünnet) başka kaynaklara ve özellikle hayatlarında tağutlaşmış çeşitli mevkilere kul olanların, o mevkileri- ideolojileri- kişileri- menfaatleri referans kaynağı alanların imanlarını red etmektedir. bu ancak onların ileri sürdükleri basit ve delilsiz bir iddiadan ibarettir.ve onlar ALLAH ve resulüne çağırıldığında içlerinde sıkıntı duyarlar, tabi bunu açığa vuramazlar ve çeşitli bahanelerle uzaklaşırlar..düşünürler. kendi heva ve heveslerinde veya diğer bazı beşeri sistemlerin açısından bakarlar.. değer yargılarını kullanarak analiz etmeye çalışırlar. Sonuç ise hüsrandır.
Müddessir
16. Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı inatçıdır.
17. Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.
18. Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
19. Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!
20. Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti!
21. Sonra (Kur'an hakkında) derin derin düşündü.
22. Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı.
Sonra bu sapıklıklarından dolayı onlara azap edilir de kurutulmak ve çare bulmak için peygamberin ismi altına sığınırlar. Peygamberin bazı hadislerini tahrif ederek niyetimiz temiz biz inkar etmiyoruz ki derler.. aslında onların kalpleri kötülükle doludur. ALLAH bilir. ve dilediğinde bunu çeşitli yollarla kullarına bildirir.. bunu alametlerini de bildirir ki onlara aldırış etmesinler ve ne söylerlerse söylesinler etkileyici şekilde davet etsinler.. ALLAH peygamberi ancak iman ve itaat edilmesi için gönderir. iman ettik değip bırakılması için değil. ya da sadece bidat olan bazı günlerde anmak için değil. Tam aksi anlamak için.. ve sakın umutsuzluğa düşmeyin. ALLAH tevbeleri çokça kabul eden ve affedicidir.. ayetler ortada... peki zamanımızda neler oluyor da insanlar bu ayetleri okuyorlar fakat birçoğunun boğazından aşağı inmiyor..
Emperyalizmin ve uşağı olduğu Siyonizmin ana hedeflerinden biri, tüm dünya insanlarını tek bir değer yargısı üstünde sabitlemek, hayatlarına tek bir referans kaynağını hakim kılmaktır. tekdüze olmasını amaçladıkları değer yargıları ve referanslar da elbette ki Siyonizm odaklıdır. İslam, insanların amellerini hangi niyetle yaptıklarına çok önem verir. ancak Siyonizm vb.. dinlerin buna pek önem verdiği söylenemez. insanlar ister İslam için, ister Hıristiyanlık için, ister şeytan için, ister kendi menfaatleri için davranışlarda bulunsunlar.. fark etmez.. yeter ki davranışları amelleri, düşünce tarzları algı biçimleri Siyonizme ve onların hedeflediği ilkelere uygun olsun. yaptıkları da budur zaten. kendi dinlerinin değer yargılarını dünyaya hakim kılma çabası içinde olan vahşi yaratıklar, maalesef Müslümanların bir kısmını saptırmayı başardılar. bu insanlar ALLAH için oy kullanır.(şirke girer) ALLAH için askerlik yapar(küfre girer) ALLAH için tılsım vb. yaptırır(şirke girer) ALLAH için başını açar(harama girer) nahl-63:’’Allah'a andolsun ki, senden önce de çeşitli ümmetlere de peygamberler gönderdik. Şeytan onlara yaptıkları kötülükleri güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur. Onları acıklı bir azap bekliyor.’’ nedense yaptıkları her şeyi islamın bir tarafıyla bağdaştırma eğilimi içindedirler. sanıyorum ki atalarından kalan dine ihanet etmemek kendilerini nispet ettikleri dinle açıkça çelişmemek ve kendi vicdanlarını rahatlatıp toplumdan dışlanmamak için böyle yapmaktadırlar. her ne içinse.. ameller ortadadır... Kuran ve sünnetin anlamlarının tahrif edilmesiyle ortalık toz duman olmuştur.. kimin ne olduğu belli değil.. karşılıklı iki grup. birinin şirk dediğine öteki farz der.. ikisinin de niyeti ALLAH içindir. haydi bakalım işin içinden çık çıkabilirsen.
Değer yargıları globalleştiği için ahlaksızlıklar ve sapıklıklar da aynı şekilde küreselleşmiştir.. bu vahşi güçler ve toplumun basiretsizleri, ahlaksızlıkları ve sapıklıkları toplumun sosyal normları arasına katma çabasındadırlar.. kız erkek ilişkileri, kanun koyma yetkileri, hüküm verici merci, olayların değerlendirileceği bakış açısı vs... tamamı islamla alakalı olmayan saçmalıklarla doldurulmuş ve topluma da GAYET DOĞAL BİR DURUM ZATEN OLMASI GEREKEN DE BUDUR diye telkin edilmiştir..
Kalem Suresi
36. Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
37. Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?
38. Onda, "Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir" (diye mi yazılı?)
39. Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?
40. Sor onlara: "Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?"
41. Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını!
İslamı hayatlarına ve dünyaya hakim kılmak isteyenler ise garipsenmişlerdirler. toplumun bu davranışı kanaatimce şu tezle açıklanabilir: kişilerin olayları, olguları, kavramları ve fikirleri algılama ve anlama biçimleri öncelikli hedef ve amaçlarına göre şekillenir.. yani tamamıyla dünya metaı öncelikli hedef ve amaç konumuna getiren insanlar çevresini ona göre algılamaya başlarlar. Öncelikli hedef ve amaca uymayan gerçekleri ya tevil ya da tahrif ederler.. hedefi ve amaçlarına uymayan şeyi siz ne kadar anlatırsanız anlatın. ALLAH dilemediği sürece bir etkisi olmaz.. bu sebeple insanların belli konulardaki anlayışlarını değiştirmektense öncelikle 2 şeyi değiştirmeleri gerekir:
1- Öncelikli hedef ve amaçlarını ‘’Ve ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım’’.(zariyat-56) ayeti ekseninde düzenlemelidirler.
2-Hayatlarındaki referansları ve değer yargılarını da Kuran ve Sünnete göre belirlemelidirler. Çünkü bir Müslüman iman etmiştir ki, ALLAH kullar hakkında kullardan daha çok bilgiye sahiptir ve kullara emrettikleri de kulların kendi yaptıklarından daha hayırlıdır.
Rabbim bizleri o garipsenen azınlıktan kılsın. Çünkü ALLAH Rasulu (s.a.v)hadisinde şöyle buyurur: İslam garip başlamıştır. ahir zamanda yine garip haline dönecektir. O gariplere müjdeler olsun...
Ebu Hadid / Takva Haber


Twitter
Digg
Del.icio.us
Googlize this
Facebook



















Küfür, hakaret içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır. Yorumlarınızı lütfen 'KÜÇÜK HARF 'lerle yazınız. Editörü zor durumda bırakacak yorumlardan kaçınmanızı özellikle rica ederiz.