İrca ehlinin cahil kimsenin cehaleti sebebi ile yapmış olduğu şirk ya da küfür fiilinden dolayı tekfir edilmeyeceğini, zira cehaleten işlenen küfür ve şirk fiillerinden dolayı kişilerin sorumlu olmadıklarını ve cehaletlerinin mazeret olduğunu ispat saadetinde ileri sürdükleri şüphelerden bir tanesi de Muaz b. Cebel'in Şam dönüşü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e secde etmesi olayıdır.
İbn-i Mace Sünen'inde (Bab: Hakku-z Zevc Alel Mir'eh, H.N: 1843 İbn-i Mace hadisi Abdullah bin Ebi Evfa'dan rivayet etmiştir.) el-Busti'de Sahih'inde Ebu Vakid'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
Muaz b. Cebel Şam'dan dönünce Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in icin secde etti. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) "Bu nedir ey Muaz?" dedi. Muaz "Ey Allah'ın Rasulü! Ben Şam'a gittiğimde onları komutanlarına ve din adamlarına secde ediyorlar gördüm. Ben de bunu senin için yapmak istedim" dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) "Böyle yapma. Şayet ben bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emredecek olsa idim kadının kocasına secde etmesini emrederdim. Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bir kadın kocasının hakkını ifa etmedikçe Rabbi'nin hakkını da ifa etmiş olmaz. Kadın deve sırtında semere binmiş iken kocası nefsini talep edecek olsa kadın bu isteğe mani olamaz."
İrca ehli bu hadisi zikrederek gerek açık bir şekilde Allah'a şirk koşan tağutları gerekse hayatlarının tamamında Allah'ın dininden bihaber yaşayan ve bunun neticesinde de Allah ile beraber başka ilahlara ibadet eden cahil toplumların cehaletlerinin kendileri için bir özür teşkil edeceğini iddia etmişlerdir. Zira onlara göre Muaz bin Cebel Rasulullah'a secde etmiştir. Rasulullah'a secde etmek ise küfürdür. Ancak cahil olduğu için Rasulullah onu tekfir etmemiştir!
Allah irca ehline basiret, edep ve ahlak versin demekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Zira onlar kendi tağutlarının saltanatını koruyabilme adına İbrahim (aleyhisselam)'ın rabbini tanımadığını ve gök cisimlerini rabbi olarak isimlendirdiğini iddia ettikleri gibi Muaz bin Cebel gibi bir sahabenin de Allah'tan başkasına ibadet secdesi yapılmasının şirk olduğunu bilmediğini iddia etmişlerdir. Hâlbuki Muaz b. Cebel (rahimehullah) sahabenin âlimlerindendir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) "Ümmetim içinde haram ve helali en iyi bilen Muaz'dır" buyurmuş ve Yemenlilere yazdığı mektupta "Size sahabilerim arasında ilmi ve dini en iyi bilen kimseyi gönderiyorum" demiştir. (İbn-i Saad, Tabakat, 3/587.) Yine bir başka hadislerinde "Kur'an'ı şu dört kişinden alınız. Abdullah b. Mes'ud, Ubey b. Kabb, Muaz b. Cebel ve Ebu Huzeyfe'nin azatlısı Salim." Buyurarak Muaz b. Cebel'in Kur'an'ı en iyi bilen sahabelerden birisi olduğunu belirtmiştir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in elçilerindendir. İbn-i Kesir el-Bidaye'de Muaz'ın Rasulullah tarafından devamlı olarak diğer kavimlere elçi olarak gönderildiğini, şayet birden çok sahabe aynı merkeze elçi gönderilirse Muaz'ın onların lideri olduğunu söylemiştir. Yine İbn-i İshak Mekke'nin fethinden sonra Muaz b. Cebel (rahimehullah)'ın Mekke'de halka dinlerini öğretmesi için Rasulullah tarafından bırakıldığını söylemiştir. Müslim Sahih'inde Enes b. Malik (rahimehullah)'den Ensar'dan Kur'an'ı dört kişinin topladığını ve bunlardan birinin de Muaz b. Cebel olduğunu rivayet etmiştir. Abdullah b. Ömer kendisine soru sorulduğu zaman kendisinin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in mescidinde ilim taleb eden on kişinden birisi olduğunu söylemiş ve bu on kişi arasında Muaz b. Cebel'i de zikretmiştir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Muaz b. Cebel'i Yemen'e dinlerini öğretmesi için davetçi olarak göndermiştir. Ve kendisine "Sen ehli kitaptan bir kavme gidiyorsun" diyerek ona bu hususta bütün gayretini göstermesi için nasihatte bulunmuştur. Zira malum olduğu üzere ehli kitap ehli ilim kimselerdi. Ve bunlarla konuşmak cahil müşriklerle konuşmak gibi olmazdı. (Bu açıklamayı Hafız İbn-i Hacer el-Askalani Fethul Bari'de yapmıştır. 3/149.)
Ancak tüm bunlara rağmen irca ehli, Muaz b. Cebel'in Rasulullah'a secdesi ile ilgili gelen rivayeti fehmetme zahmetine girmeyip bu rivayeti kendi sapkın düşüncelerine alet etmeye kalkışmışlardır. Onlar bu iddiaları ile Rasulullah'ın en âlim sahabelerinden olan Muaz b. Cebel'in (akıl baliğ olmamış bir çocuğun dahi bildiği) Allah'tan başkasına secde edilmeyeceği gerçeğini bilmediğini iddia etmeleri ne denli ferasetsiz olduklarının ispatıdır. Onların bu iddialarının gereği olarak şöyle bir durum ortaya çıkmaktadır: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah'tan başkasına secde edilmesinin memnu olduğunu bilmeyecek kadar cahil bir kimseyi, ilim ehli olarak bilinen bir kavme davetçi olarak göndermiştir(!). Biz irca ehlinin bu sapkınlıklarından Allah'a sığınırız.
Bu kısa açıklamadan sonra irca ehlinin bu şüphelerine karşı Allah'ın izni ile deriz ki:
Allah'a hamd olsun ki irca ehlinin bu şüphelerinde de kendilerine delil olacak bir yön yoktur. Zira onlarının iddialarının sıhhat kazanabilmesi için öncelikle Muaz b. Cebel'in yapmış olduğu fiilin küfür olduğunu ispat etmeleri gerekir. Eğer onlar "Allah'tan başkasına secde etmek küfürdür ve Muaz da Allah'tan başkasına secde etmiştir" derlerse, kendilerine "İşte sizin fıkhınız bu kadardır" deriz. Zira secde kelimesi diğer kelimeler gibi lugavi ve ıstılahi olmak üzere iki anlamı içermektedir. Kelimenin ıstılahi anlamı namazda olduğu gibi alnı yere koymak suretiyle eğilmektir. Lugavi anlamı ise boyun eğmek ve eğilmektir. Bununla birlikte İslam âlimleri secdeyi, ibadet secdesi ve selamlama (tahiyye) secdesi olmak üzere ikiye ayırmışlardır. Alnı yere koyarak secde etmek –ki bunun ismi şeraitte ibadet secdesidir ve Allah'tan başkasına yöneltilmesi şirktir- secdenin en ileri derecesidir. Bununla birlikte itaat, tazim ve saygı sebebiyle eğilmek, baş eğmekte şeraitte bütünüyle secde kapsamı içindedir. İlim ehli bu secdeyi ise selam secdesi olarak isimlendirmişlerdir. Allah (Subhanehu ve Teala) şöyle buyurur:
"Hani onlara «Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından secde ederek girin ve hıtta! (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz » demiştik." (2, Bakara/58)
Ayetin ifadesinde "Secde ederek girin" emri, hal bildirmektedir. Yani secde halinde girin demektir Bunun ise ibadet secdesinde olduğu gibi alnı yere koyarak olması söz konusu değildir. Bundan dolayı İbn-i Abbas (rh) bu ayeti "Ruku ederek girin" şeklinde tevil etmiş İbn-i Cerir et-Taberi de bu görüşü tercih ederek "Secde, secde eden kişinin tazim içerisinde öne doğru eğilmesidir. Bundan dolayı tazim ile eğilen herkese –sacid- denir. Ayette "Secde ederek girin" emri ise huşu ve tevazu içinde girin demektir" (Taberi Tefsiri) demiştir. Nitekim bu müfessirlerin çoğunluğunun görüşüdür.
Bununla beraber rivayette Muaz b. Cebel'in "Ben Şam'a gittiğimde onları komutanlarına ve din adamlarına secde ediyorlar gördüm" ifadesini de bunun ibadet secdesi olmadığını sadece birinin önünde eğilmek şeklinde gerçekleşen selam secdesi olduğunu ortaya koymaktadır. Zira Hrıstiyanların liderlerinin ve din adamlarının önünde ibadet secdesi etmedikleri, buna karşılık onların önünde eğilmek suretiyle selam secdesi ettikleri bilinen bir gerçektir. Allah (Subhanehu ve Teala) şöyle buyurur:
"Hani biz meleklere (ve cinlere) «Âdem'e secde edin» demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu." (2, Bakara/34)
"Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için (ona kavuştukları için) secdeye kapandılar." (12, Yusuf/100)
Ayetlerden anlaşılacağı üzere her iki ayette de Allah'tan başkasına secde edilmesi söz konusudur.
Vahidi Bakara Suresi'nin 34. ayetinin tefsirinde "Ona hürmet ve selamlama için secde edin dedik. Buradaki secdeden kastı alnı yere koymak şeklinde olmayıp, tevazudan dolayı önünde eğilmektir" (El-Veciz fi Tefsiri Kitabil Aziz, 1/11.) derken Yusuf Suresi ayetinin tefsirinde ise "Bu eğilmek suretiyle gerçekleşen selamlama secdesidir" (El-Veciz fi Tefsiri Kitabil Aziz, 1/375.) demiştir. İbn-i Kesir bu ayetin tefsirinde Katade'nin "İtaat Allah'adır. Secde ile Allah Âdem’i şereflendirmiş, melekleri ona secde ettirmiştir" (İbn-i Kesir Tefsiri) dediğini rivayet etmiştir. İmam Taberi ve İbn-i Kesir, Yusuf Suresi'nin 100. ayetinde ifade edilen secdenin bir ibadet secdesi olmadığını bilakis alt konumda olanın üst konumda olana karşı önünde eğilmek suretiyle selamlama şeklinde olduğunu bunun Yakub (aleyhisselam)'ın şeraitinde caiz olduğunu ancak bizim şeraitimizde Muaz b. Cebel hadisi ile nesh olduğunu söylemişlerdir. (Taberi ve İbn-i Kesir tefsiri Yusuf Suresi 100. ayet) İmam Kurtubi tefsir âlimlerinin burada secdenin şekli hakkında ihtilaf ettiklerini söylerken bununla beraber tüm âlimlerin icma ile bunun ibadet secdesi olmadığını bilakis selamlama secdesi olduğunu kabul ettiklerini bildirmiştir. (El-Camiu Li ahkam) Yine aynı şekilde Fahruddin Razi bu konuda "Bütün Müslümanlar bu secdenin ibadet secdesi olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir. Çünkü Allah'tan başkasına ibadet etmek küfürdür ve küfür de emredilmez" (Tefsiri Razi) demiştir.
Âlimlerin hepsi ittifakla burada secdenin ibadet secdesi olmadığını kabul ederlerken secdenin şekli hakkında ise ihtilaf etmişlerdir. Tefsir âlimlerinin büyük bir kısmı bu secdenin alnı yere koymak şeklinde olmadığını bilakis eğilmek suretiyle olduğunu söylemişlerdir. Gerek meleklerin Hz. Âdem’e secdeleri gerekse Yusuf Suresi'nde 4. ayetinde geçen güneş, ay ve yıldızların Yusuf (aleyhisselam)'a secde etmesi bu görüşü güçlü kılmaktadır. Bununla birlikte âlimlerin bir kısmı bu secdenin bildiğimiz şekli ile alnı yere koymak şeklinde olduğunu söylemişler ancak ayetlerde geçen "lam" harfi cerrinin sebep bildirdiğini söyleyerek "Yusuf için Allah'a secde etmişlerdir" şeklinde ayetleri tefsir etmişlerdir.
Her ne olursa olsun tüm bu ayetlerde belirtilen secdenin bizzat alnı yere koymak şeklinde cereyan eden bir ibadet secdesi olmadığı bilakis tazim ve hürmet adına eğilmekle gerçekleşen selamlama secdesi olduğu genel olarak kabul edilmiş görüştür. Burada ekser ulemanın bu secdenin Yakub (aleyhisselam)'ın şeraitinde caiz olduğunu ve bizim şeraitimizde ise nesh edildiğini söylemeleri irca ehlinin iddialarını temelden iptal etmektedir.
Yine bununla beraber hadisin sonunda Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "Şayet ben bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emredecek olsa idim kadının kocasına secde etmesini emrederdim" sözü de bunun aslen başkasına yöneltilmesi küfür olan ibadet secdesi olmadığına dair güzel bir işarettir. Zira Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bu şekilde bir secdeyi Allah'tan başkası için emretmesi asla düşünülemez.
Muaz b. Cebel'in secdesinin aslen Allah'tan başkasına yöneltilmesinin asla caiz olmadığı ibadet secdesi şeklinde cereyan etmediğini gösteren delillerden bir tanesi de Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Muaz b. Cebel'in hareketini şirk ve küfür olarak isimlendirmemesi ya da buna benzer bir açıklama yapmamasıdır. Bu noktada temel kaideyi İbn-i Kudame el-Hanbeli şu şekilde dile getirmiştir:
"Taleb olunduğu zaman açıklamanın başka bir zamana ertelenmesinin caiz olmadığı hususunda hiçbir ihtilaf yoktur." (Ravdatun Nazır ve Cennetul Menazir, sy:96.) Bundan dolayı İmam Şevkani "Farzlardan farklı olarak şirk meselelerinde açıklama için uygun bir zamanı beklemek caiz değildir" (İrşadul Fuhul, sy:173.) demiştir. Nitekim Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in tutumu daima bu şekilde olmuştur. Kendisine "Allah ve sen dilersen" diyen kimseye anında "Beni Allah'a ortak mı koşuyorsun" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/214.) diye tepki vermiştir. Şayet Muaz b. Cebel'in ameli Allah'tan başkasına ibadet etmek anlamına gelen ibadet secdesi şeklinde olsa idi Rasulullah'ın sadece "Böyle yapma" demesi düşünülebilir miydi acaba?
İrca ehlinin cehaletin mazeret olduğuna dair Muaz hadisi ile delil getirmelerine karşılık Şeyh Abdulkadir b. Abdulaziz şöyle demiştir:
"Muaz hadisi ancak onun yapmış olduğu hareketin küfür olduğu ispatlanırsa cehaletin özür sayılması konusunda delil olabilir. Oysa bunun küfür olduğu doğru değildir. Çünkü o Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i selamlama amacıyla secde etmiştir. Bununla beraber "Açıklama ihtiyaç anından daha sonraya ertelenemez" kaidesi gereğince Muaz b. Cebel'in fiilinin küfür olmadığı aşikârdır. Ne zaman bir küfür ameli meydana gelse bunun tehlikesinin büyüklüğünden dolayı hemen ardından uyarı gelmiştir. Ancak Muaz'ın secdesi hakkında Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den küfre dair ne bir ibare ne de bir uyarı bulunmaması bunun küfür olmadığını ortaya koymaktadır." (El-Camiu Fi Talebil Ilmiş Şerif, 2/489.)
Bu konuya dair söylenebilecek daha başka sözler de vardır. Ancak irca ehlinin görüşlerini iptal etmeye bu kadarının yettiği kanaatindeyiz.
Tenbih: Kendisine defalarca izah edilmesine rağmen inatla Muaz bin Cebel hadisini cehaletin mazeret olduğu hususunda delil olarak getiren irca şeyhlerinden bir tanesine talebeleri aracılığı ile "Bu konuda onun gibi söyleyen ikinci bir kimse yok" diye haber göndermiştim. Şeyh efendi sekiz bin cilt kitabının içinden araya araya Şevkani'nin bu secdenin Allah'tan başkasına secde etmek olduğunu söylediğini iddia etmiştir. Ancak şeyh efendi adetleri olduğu üzere burada da kandırma ve hile yolunu seçmektedir. Zira İmam Şevkani şöyle demektedir:
"Bu Allah'tan başkasına secde etmektir sözüne” gelince, Allah'tan başkasına secde edenin bu secdesinin secde ettiği kimsenin rabliğini kabullenip bu kasıtla secde ettiğinin belirlenmesi gerekir. Eğer bu amaçla yapılmış ise Allah (Subhanehu ve Teala)'ya şirk koşmuş ve O'nunla birlikte başka ilahlar edinmiş olur. Ancak bunu kastetmeksizin saygı ve tazim amacı taşıyorsa (aynen meliklerin yanına girenlerin tazim için yeri öpmesi gibi) işte bu küfür değildir." (Seylul Cerrar, 4/580.)
Görüleceği üzere Şevkani'nin konuyla ilgili değerlendirmelerinin cehaletin özür olması ya da Muaz bin Cebel'in Rasulullah'a ibadet secdesi etmesi ile hiçbir ilgisi yoktur. Bilakis Şevkani secdenin ne suretle olursa olsun Allah'tan başkasına yöneltildiği zaman amaç ve kasta bakılması gerektiğini söylemektedir. Ancak Şeyh dediğimiz gibi âdeti üzere kandırma ve hile yolunu seçmiş, karşısında Arapça bilmeyen talebelerine Seylul Cerrar'ı açarak "Bakınız Şevkani bunun Allah'tan başkasına ibadet etmek olduğunu söylüyor" diyerek gençleri kandırmıştır. Allah'tan bu şeyh efendiye ahlak, edep ve hayâ duygusu vermesini niyaz ederiz.
Murat Gezenler


Twitter
Digg
Del.icio.us
Googlize this
Facebook



















Küfür, hakaret içeren yorumlar değerlendirmeye alınmamaktadır. Yorumlarınızı lütfen 'KÜÇÜK HARF 'lerle yazınız. Editörü zor durumda bırakacak yorumlardan kaçınmanızı özellikle rica ederiz.